26 Kasım 2010

Kadın kın gibidir

Kadın kın gibidir

Görmeyen bir göze göz olmaya çalışıyorum. Naif bir yüreğin gözlerinden sonra bir bacağını da kaybedeceğine şahit olmak üzereyim. Bu vahim ve düşüncesinin bile genzimi n yanmasına sebep olan acı durumumu seninle paylaşmak istiyorum. Bitmek tükenmek bilmeyen kuşkulu ve telaşlı bekleyişlerimde içime serinlik serpebileceğini düşündüğüm tek kişi sensin. Bana sıkı sıkı sarılıp metin olmamı söylediğini hayal ediyorum.Eminim ki ellerimden tutup gözlerime bakarak "Sabır... Bizler kaza ve kadere inanan insanlarız. Bir şekilde imtihana tabi tutuluyoruz. Bu da bizim imtihanımız." diyeceksindir.
 
Beni engelleyen tek düşünce bir de seni üzmemek. Ben biliyorum ki senin öyle bir yüreğin var ki sevdiğinin sevinciyle sevinçlenir, üzüntüsüyle üzülürsün. Bunu hissedilebilecek en derinlikte hissediyorum. Yüzeysel bakınca herşeyin sonuna gelinmiş gibi gözüken bu durum aslında seni bana getirecek. Kendimce yollar yapıyor ve bu yollarda seyahat eden bir seyyah oluyorum. İçimde bitmek tükenmek bilmeyen konuşmalar yapıyorum. Eğer bu konuşmalarımın doğruluğunu nasıl kanıtlayacağımı düşünüyorsan söyleyeyim. Acılı ve üzüntülü bir günümde beni arayacaksın ve ben sana acı haberi verdiğimde sevdiğimi de söyleyeceğim.

Gören, görebilen bir adamım ben. Esen rüzgarla savrulmam. Ondan ilhamlar toplarım. Uzaktan getirdiğim hasretinle karar, düşlerimle boyarım onları. Uzaktaki senden, yakındaki bir sevgili yaparım. Sonra da bu sevgilinin eteklerine kapılır yalvarı ve yakarışlarda bulunurum. Dualarıma karşılık veren bir yanın yok tabi ama bir gün dualarımı duyan olacak. Seni bana yönlendirecek.
 
Bir adım kalsın istiyorum o da seninle anılsın. Azdan çok mutluluklar bahşeden yanınla birlikte eşdeğer bilinsin. Benim için sevdi de bilindi denilsin. Aslında denilmelerde umurumda değil ben seni seveyim de ne denilirse denislin.

Kadın kın gibidir. İsterse eğer en tehlikeli olanı tehlikesiz hale getirebilir. Kadın kar gibidir yağdıkça beyazlaşır. Çoğaldıkça berekete açılacak olan bir kapı olur. Erkek taş gibidir kadın baş gibi. Kadın sadece taş olan bir erkeği eser, kıymet haline getirir ve diğer tşlardan daha fazla hürmet, ilgi ve alaka duymasını sağlar.
 
Terbiye edilmemiş gönlümün mürebbiyesi. Hangi tanımsız iklimden geldin böyle. Hangi bakire rüzgarları getirdin bana. Kanatlarımı okşayan hasretin sona erdiğinde yanan bir ateşböceğine dönüşeceğimi hissediyorum. Uzaklardan gel ve uzaktan görülebilen yap bu karanlık halimi.
Eder...Edersiz bir benliği ederli edende odur. İsterse eder. 03.07.10
 
 
 
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 118
Kadın Kın gibidir

Arzulu bir yanımız

Bu sana yazdığım en özel mektup. Ben öyle hissediyorum. Bütün gecemi bir koltukta uyuyarak geçirdim. Nasıl bu kadar uyuyabildim bilemiyorum. Günlerdir hasta başında beklemenin ve sürekli koridorda dolaşmanın bana bıraktığı bir yorgunluktan  olsa gerek. Ben ki en ufak bir tıkırtıda uyunan ve asla bacaklarını uzatmadan uyuyan adamdım. Hayatıma yeni yeni yerleştirmeye başladığım bu adetimi bu gece yıkmış olmalıyım. Gülistandaydım dün gece. Gül bahçesine kıymet bilmeyen güllerin dilinden anlamayan bir adam girerse adamın bir yerleri kanar ama güllere yazık olur. Bir şair girerse dikenlere lüzum kalmaz güllerin bedeni kanar ama şaire yazık olur.


Sabah uyandığımda üzerimde bir kışın karı kalkmış bahara uyanmış gibiydim. Öylesine mutluydum ki... Uykumda bana bırakılan bu belli belirsiz tarifi imkansız sevinç kırıntılarını hayatım boyunca unutmayacağım. Bahçene yeni bir gül dikmenin suçu nedir Lebibe. Bir öpücükle başladı her şey. Beni idam etmeni gerektirecek kadar cüretkardım. Hadi önce bir kaşını kaldır ve bana manalı manalı bak. Yüzünün önünde beklettiğin ve dudaklarına diktiğin sorgu cümleleriyle başla yine. Korkak de bana... Ya da laf ebesi. Oysa ben akşam hiç konuşamamıştım bile.

Düş gerçeği diye birşey olabilir mi bilmem ama artık düşten kalma tat diye bir şey biliyorum. Bunu senden öğrendim Lebibe. Düşümde bir bahçenin konuşamayan bülbülüydüm. Dudaklarım geceden kalma sözler değilde tatlar taşıdığıma göre konuşacak kadar bile boş bir an bulamadılar sanırım.


Yorgunuyum hasretinin, yılgınıyım yokluğunun. Çektikçe haz veren ama geciktikçe azdıran bir uzaklığın var. Ben bu çarmıhta kanarken bilmediğin ne çok şey var. Yorgunluğumun altına imzanı atmalısın. Çözümsüzlük ortamı muhatapları yabanclaştırımış bende en ufak bir emaresi yok.

Dudaklarım ilk defa bir adrese postalandılarve bana beni sana taşımayı sağlayacak tatlar bıraktın. Hangi tarife sığdırayım bu tadı ben. Hangi istemişliğin adına bu denilebilir ki. Arzulu bir yanımız mı varda biz bilmiyoruz acaba?

Bedeninde kokular besleyen bir gülsün sen. Akıl çevreden uzak kal(a)maz diye düşünüyordum. Çevreme bakıyorum aklım bende değil gecem(iz)de kalmış. Neresinden tutulduğumu bilmediğim bu fırtına sayesinde bağrındaki sığınılası çarpmaya sevdalandım Lebibe. Aşk mevsimini andırıyordu kokun. Ellerinse bir dağı saracak kadar dokundukça uzanıyordular. Parmakların bir ateşi karıştıran maşa gibiydiler dokunduğun yerden kıvılcımlar çıkıyordu.

Sabahladım... Ne güzel bir sabahlamaydı bu anlatamam. İnsanı hafifleten, teni yeşerten, gözleri sevinçten yaşartan ve dudakları bundan böyle hiç kıpırdamasalar da olur dedirtecek kadar faal yapan bir sabahlama. Beni mutlu eden ama yanaklarımı da kızartan bir sabahlama. 02.07.10


Bekir Kale  Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 117
Arzulu bir yanımız mı var da biz bilmiyoruz acaba?

Adı uzak olan her şey bana o kadar yakın geliyor ki.

Adı uzak olan her şey bana o kadar yakın geliyor ki.


Akılla yetinmeyen bir kalbim var. Ne yapsam ne etsem ikna olmayan bir yanı da var. Kalbimi sana taşımamdan daha güç bir şey olamaz derken, daha vuslatı yaşamadan ayrılığın kemendini boğazıma taktım. Kalbim aklıma muhalefet ediyor ve gecenin bir saatinde ara ve sevdiğini haykır diyor.


Burada her gün bir kaç ölüme şahit oluyorum. İnsanların yaşam hikayeleri bitmiyor. Çaresizlikleri dizboyu, cahillikleri boylarından daha uzun. Her hekimde bir kusur her hemşirede bir eksiklik görüyorlar. Buraya nasıl geldiklerini ve bilmediklerinin boyutlarını bilmeyenler çok korunaklı ve sağlıklı yaşam sürdürdüklerini düşünecekler.


İnsanların bedeni arızaları kendi yaşam eksikliklerinden kaynaklanan bir durum, maddi çaresizlikleri ya tembelliklerinden ya da alışageldikleri yaşam seviyesini kabullenmelerinden olabilir ama burada bulunanların hemen hepsi duygusal fukaralık ve sevgiden yoksunlar. Sevmenin ve sevginin daha fazlasını yaşama ve yaşatma diye bir şeyin olabileceğini bile düşünmüyorlar. Sevgiyle bakmasını bilmiyor, sevgi sözcükleri kuramıyorlar. Saklanarak yaşamaya alışmışlar. Oysa sevgiyi yaşayarak çoğaltabileceğimizi anlamalarını çok istiyorum. Bir hemşire yaptığı işi sevemez mi? Bir refakatçi acımak kadar,  çaresize şefkat kadar sevgiyi de hissettiremez mi?


Ben uzakları neden seviyorum biliyor musun? Sen uzaklardasın o sebeple. Gözlerimin olduğu kadar hayalimin ulaşabildiği her yeri seviyorum. Adı uzak olan her şey bana o kadar yakın geliyor ki. Bunları sana yazarken bir hastahanenin en üst katından başka bir hastahaneye kuş bakışı  bakıyorum. En üst katta yatanlar diğer katta yatanlara göre daha fazla şanslı değiller. Ya da diğer hastahanede yatanlardan daha ümitsiz değiller. Yanıbaşlarında hekimler ve hemşireler olduğu halde benim uzaklarda olandan umduğum hayat kadar ümit besleyemiyorlar. Umut etmeyi de bilmiyorlar anlayacağın. Hayali olmayanın gerçeği olabilir mi? Yarını düşünmeyen yarına çıksa bile yarını yaşayabilir mi? Yarını taşıyabilir mi?

Hatırası olanlar hatıralarından medet umarlarmış bense önce geleceği hayal ediyor sonra da bu hayalin hatırasından medet umuyorum. Bundan da mutlu oluyorum.

Sence de u/mutlu olmak u/mutsuz olmaktan daha iyi değil midir? 01.07.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar- 116
Adı uzak olan her şey bana o kadar yakın geliyor ki.

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Kendi yüzüme karşı savaşıyorum Lebibe. Acı veriyor bana, ağır yük oluyor omuzlarıma yüzümdeki endişe. Yüzsüz olmadığım gibi, birden fazla da yüzüm olmadığını görüyorum. Süratımda bir tutam kara sakal var. Onu da acılarımın bir kısmını gizlemek için kullanıyorum. Saçlarım yıldızlanmaya başlayalı bir iki yıl olmuş.


Baktığımız aynaların neden tek yüzü vardır biliyor musun? Onlar iki yüzlü olmayı beceremezler bir türlü. Olmamaları da iyidir aslında. Aynalar kendilerine değil bize dürüsttürler bunu da biliyorum. Kendimle olan en büyük savaşım bana karşı dürüst olmaları yüzündedir.  Geveze olmayan bir dil kullanıyorlar bize karşı. "Neyseniz onu görün, nasıl bakarsan öyle gör!" derler bize. O kadar dürüsttürler ki kendilerine bakan kirli yüzlerle bile kirlenmezler.

Seni kendimle birlikte bir aynaya hapsedebilmeyi istiyorum. Acaba yanyana duran yüzlerimiz nasıl olur. Aynalara baktığımızda bize neyi anlatırlar. Senin yüzünden geçen tebessümler benim acılarımı örterler mi? Korkaklığımızın aynaların neresine sığınacağını da merak ediyorum.

Aynalar geleceği gösteremezler. Onlar geçmişin günümüze uzanan elleridir. Alaycı bir dilleri olmadığı gibi hepten de suskun değildirler. Başka kâmuslardan kelimeler devşirmezler. Bütün kelimelerin bir karşılığı vardır onlarda ve bütün hallerin en kifayetli anlatımıdır yüzlerine yansıyanlar. Aynaların da kendi istekleri vardır. Her şeyden önce bakacak iki göz, kendini beğenmeyen bir us ve bitaraf bir vicdan isterler onlar. Onlar bu giysisiz halleriyle bir kadından daha güzel gözükürler.

Bazen benim seni görebileceğim bir dikiz aynam olsun istiyorum. Her nereye gidecek olsan ben senden önce gitmiş olsam ve ben seni hep dikizden görebilsem. Telaşlarını görsem, koşturmalarına şahit olsam ve rüzgarlarda uçuşan saçlarınla olan cedelleşmene şahit olsam onda. Sahi Sebe! sen aynalara bakınca sevmeyi öğrenmiş ve bu öğrendiğini dile getirebilen cesaretli birini görebiliyor musun?


Her şeye rağmen aynalarda nasıl gözükmek istiyorsam, öyle yaşama gayretimle birlikte keyfiyeti had sayfada olan bir kalp taşıdığımı görüyorum. Bu paralelde endişelerim yüzüme yansımış durumda. Ben aynalara baktığımda bozulmuş bir kimya da görüyorum Lebibe. Bu eser senin. Bir kimyagerin işi nedir ki? Birinin kimyasını bozmak mı, yoksa çözmek mi? 29.06.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektupalar 115
Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Sevgilinin evine giden yol

Sevgilinin evine giden yol
 
Sustuğumu veya pes ettiğimi düşünme Lebibe. Mırıltılar isyandır sözlerin susturulduğu yerde.Dudaklarımın bitiremediği cümleleri gözlerimin tamalayacağı aydınlık günlerde gelecek elbet.

Bu uzun yolu yürümemin sebebi sensin. Sevgilinin evine giden yol uzun gelmez bana. Dunhimmet gibi gözüken hallerimolabilir. Bir çaresizin iyileşme ümidiyle buradayım. Bu gün gerçeği öğreneli altı gün oldu. Sanırım sadece zamanın dolmasını bekliyoruz. Sabahlara kadar dar ve uzun koridorları arşınlıyor ve kirli beyaz terlik sesleriyle endişeleniyorum. Kirli beyaz olan endişelerim değil terlikler endişelerim hepten kirlendiler ve ümitlerim tükendiler.

Muhterem pederim sanırım birkaç güne kadar operasyona alınacak ve hekimin konuşmasından anladığım o ki ümit beslememeliyiz. Aslında bizi neyin beklediğini açıkça söyledi ama ben bunu ne muhterem valideme ne de kardeşlerime söyleyebilirim. Aklımdan geçen bir şey varsa o da daha uzakta olan kerdeşimin bu günleri henüz konuşabildiği günleri görmesidir ama az daha sabretmek zorundayım. Kangrene çeviren ayağındaki illet bacağına tamamen yayılmaya başladı ve bir iki güne kadar kesip alacaklar.

Hastahanenin en üst katından körfezi seyrediyorum. Sabahlara kadar sana dahil hayaller kuruyoruma am seni de arayıp üzmek istemiyorum. Koy benim bu çaresizliğimi bir gidiş olarak düşün. Bir gün suskunluğumu saklamayı ben bile başaramayacağım.

Körfezin iki yakası dudaklarını andırıyor. Bir de gece olup ışıkları yanınca, tadamadığını seyretmeye razı oluyor insan. Bir kıyıdan diğer kıyıya yüzmek... Yine de hayaller sensiz olsalarda gün sensiz olmuyor. Sensiz bir gün; ensiz, ebatsız bir yürek yaygarası gibi ölçüp biçmeye ciddiye değmiyor Lebibe. Sensizliğin yanıkları sulanmaya başladılar.

Gece hayallerinin yan koltukta uyuyan güzeli. Sesin sesime değsin artık. 28.06.10
 
 
 
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 114
Sevgilinin evine giden yol

Sevdayı çiselercesine yaşamalı

Sevdayı çiselercesine yaşamalı


Sevdayı çiselercesine yaşamalı. İnce ince yağmalı ki tenlerin sevgi zerreciklerini yudumlamaya, içlerine doğru çekmeye vakti olsun. Bardaktan boşalırcasına yaşanan sevdalar erken coşmalara neden olurlar ve her zaman büyük zararlarla bırakarak geriye çekilirler. Çiselemek bir barış ve uzlaşı elidir. Bardaktan boşalırcasına olmak daha çok saldırı ve ele geçirme gibidir. Çiselercesine yaşamalı sevdaları.


Büyük sevgi açlıkları yaşayan yüreklerimize, tıka basa bir sevda sokarsak eğer, kuşatma yaşayan ve ikmal yolları kesilen kale mürettebatının kuşatmanın kalkması veya yardım gelmesiyle açlığa alışan midelerini doyurmak hamlesiyle yediklerinden sebep ölmeleri gibi yüreklerimiz parçalarız. Bırak sevdamız önce tenlerimize çiselesin. Saç köklerimiz doya doya ıslansın daha sonra boynumuza doğru akmaya başlasın. Gönül çukurumuza ulaştığında bu ıslanma dudaklarımız kanmış olsun. Ellerimize görünmeyen bir kelepçe takalım kendi irademizden. Çelikleşsin irademiz ve biz eğer bir gün köprüleri yıkma kararı aldığımızda hiç bir mani bundan vazgeçiremesin. Bizler kendi köprümüzü yıkarken başka sevdaların yolunu kesmiş olmayalım. Az fakat devamlı olsun bu sevda paylaşımı ve yağmuru.


İnsan dibine kadar sokulduğu dağın aşılabilir olduğunu iki şekilde anlayabilir. Birincisi bu dağ yaklaştıkça büyür. Aşılmaz gibi gözükür. Eğer yeterince uzaktan bakabilirse o dağı bakışlarına hapsedebilir ve bir bakışta görebilecek mesafeye gidebilirse aşılabilir bir dağ olduğunu da anlar insan. Bu benim çocukluğumda dağları aşma yöntemimdi. Gözlerime sığan her şey aşılabilirdi. Ben büyüdükçe yaklaşmasını öğrendim. Yaklaştıkça büyüdü dağlar, aşılmaz gözüktüler. Ben daha da yaklaştıkça uzaktan göremediğim akabelerini görmeye, keşfetmeye başladım. Bunlar dağların zayıf noktalarıydı. Uzaktan karar vermek, denemeden imkansızlığını iddia etmek zirveleri aşmayı yeterince istememekti.

Bir aşkın bitmesine engel çevre değil sevdalıların gayretsizliğidir. Değişmeyen, değişemeyen sevmesini bilemez. Sert rüzgarlara karşı sertliğinden ödün vermeyen dal eninde sonunda kırılır. Bazen kalıplarından, kurallarından esnemeli insan.

Anladım ki zorluk diye bir şey yok. "En zor" diye tanımlanan; karşısında duran zayıf iradelercedir. İradeler ne kadar zayıfsa imkansızlar o kadar çok olur. 23.06.10



Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 113
Sevdayı çiselercesine yaşamalı


*Bu mektupları orjinal el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.

İtibarımı sevdama borçluyum.

İtibarımı sevdama borçluyum.

Gözlerle bakmak hasret giderir ama içinden bakmak dokunmaya daha yakındır.

Gözlerin hasreti, ellerin hasretinden daha mı derindir? Ya da ayakların bir hasreti olabilir mi? Mesela insanın omuzu hasret çekebilir mi?

Nereye baksam seni görmeyi ümit ediyorum, kime baksam sana benziyor. İnsan topukları ensesinde kaçmak isterken kendisini takip eden gölgeler vardır. Bu kaçmakta olanın en büyük cezasıdır. Yine de aldırmıyor, koşmaya devam ediyor insan.

Belki sende yaralısın belki de yoksul. Ben yarana merhem süremediğim için  kırıp geçiren bu hasret sancılarının arasında "nasılsın?" diyerek yaralarını biraz daha depreştiremem. Anla! denize düştüm, yağmurdan habersizim. İçimden sular sızıyor, damarlarımdan sızın sızın sızılarım var.

 Bırak eller şairi kendi himayesinde yaşıyor bilsinler. Ben itibarımı sevdama borçluyum. Sokaklar; cezbeden güzelliklerle dolu olsa ne fayda. Binlerce güzel çiçek arının kovanına dönmesine engel olabiliyorlar mı ki, onlar benim; sana getiren yoldan sapmama sebep olsunlar. Kovanını bilen arı gecesini güllerle geçirmez.

Bir an gelir, vakit tamam olur. Susar bütün şarkılar ve tüm benliğimizle başlarız kendi şarkımızı söylemeye.  Doğru zamanda doğru yerde olmalı insan. Kanatlarının altına zamansız sığınmak, masum olduğumuzu anlatmaya zaman bırakmayabilir. Ben bakışların incinmesin isterim.


İstemeden göç eden kuşlar misali ömrüm... Göç mevsimiydi, kanat çırpmam gerekir diye düşünüyordum. Keşke...  Konuşabilsem...

Mecnun ününü kendisini çöle düşüren sevdasına borçlu değil mi? Ben himayene sığınmış, eteğine tutunmuşum. Söz Sultanı ne demişti

Kim demiş "Gül dikenin yaşar himayesinde?"
Dikenin itibarı ancak gül sayesinde(1)

22.06.10




Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe’ye Mektuplar -112
İtibarımı sevdama borçluyum.



1. Mevlana

*Bu mektupları orjinal el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.