Aşk Mektupları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk Mektupları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011

Sinhare Seher'e mektuplar

Sinhare Seher'e mektuplar

Sevgili Sinhare

Nelerimi almadılar ki. Gülen yüzümden, suskun yüreğimden başka neyim kaldı ki. Kimse arzularımı sormadı. Bir kere karaladığımız satırları ömür boyu ahdim bildim. Peki başkalarının karaladıkları satırlara verdikleri sözlere ne oldu. Şimdi kötü günlerimin sahibi oldular. Bu ezik yaşamın kıyılarını bile bana çok gören yokluğuma ağlayacağını beyan edenler kalmamasına rağmen varlığımı güldürmeyen, yokluğumda kimin için ağlayacak. Gidişime mi yoksa kullanılışıma mı yoksa mahrum kalacakları sevda sözcüklerine mi?

İlk ve son umudum sensin demiştim Sinhare. Yüreğim sevdana parçalar verdikçe büyüdü. Koşulsuzca koşaraktan hem de nice acılara koşularaktan bilemezsin.


Bir bakışının izi var yüzümde bir de gözyaşlarımın bıraktığı iz. Benim utanılacak yaralarım hiç olmadı. İçimdeki güzel kız bir ninniyi kıskandıracak kadar güzel uyuyordu. Uzaklardan gelenler de uzaklarda kalanlar da beni hep ağlattılar.. Siyah perçemler örtmek istiyorum yüzüme.Yüreğine düşen kor sen oldun. Soğuk memleketlerden sıcak sular getirip başına dökmedin bir kere. Kuzeyden gelen ilk sıcak rüzgar olmanı bekledim durdum..

Seni seviyor muyum diye kendimle bir buluşma ayarladım. Her seferinde seni çok sevdiğim kararlara imza attı yüreğim. Ben en çok aşkı severim en çok aşktan korkarım derdim şimdi aşk seninle korkulacak olmaktan çıktı. Kaldırımları arşınlıyorum mevsimine yabancı bir güneş adet yerini bulsun diye düşmüş kaldırım taşlarına.
Kredisi olmayan bir aşkın limit aşım bedelini ödüyorum sanki. Her düşüncem senden yana ve her soluğuma bloke konulmuş gibi. Uzaklara gönderdiğim dostlarım sevgili edasıyla dönmek istiyorlar.

Yine mecburum tanrı misafiri merhametini beklemeye. Gözlerimden düşen yaşları engellemek için parmak uçlarım yeteli gelmiyor. Kulaklarıma bir sala sesi daha düşerken rüzgar bu yaslı günümde isten(me)dik şekilde çözecek düğmeleri. Sen iste(me)ye iste(me)ye karşılık vereceksin bu yasallığa. Gönül yaşlarımı yine görmezden geleceksin. Tesadüfi bir ayakta kalmışlığımın olağan gölgesi düşerken yere bir başka dayanağım kalmayacak. Böylesine uzak bir dağa dayanmaktan daha başka çaremde yok... Koca dağ denilen Erciyes eteklerine saklanacak yine. Ben seni açığa çıkarmak isterken sen Erciyes'i saklayacaksın.

Keşke sıkıntılarım önüme dökülen saçımı arkaya atmak kadar kolay olsalardı. Bir sigara dumanı gibi çekip gitmeye hazır dursalardı. Beynimden aldıkları komutla üst üste atılan iki bacaktan altta olanıyım ben. Sabit hareketsiz kalıyorum üzerimize çullanan ve keyfi davranan diğer ayağa.

Beni böylesine çaresiz koyan bu aşkın kırbacı mıdır? Yoksa kendi çaresizliğimin kıyısında mı boğuluyorum?
İhtiyarlıktan uzak eli bastonlu bir yaşlı gibi gözden kaybolmak istiyorum. Güneş dağların arkasına saklanmaya giderken ben sesinin kulaklarıma düşmesini bekliyorum. Ayakları bisiklet pedalına yetişmeyen bir çocuk tütün tabakasından çıkardığı tütünü sarıyor gibi yaparak dünyanın gülmeyen yanını yakmaya çalışıyor. Bilmem ki beni terbiye edişin ne zaman bitecek.

Kara sevdan dokunduğu her yanımı aklaştırıyor. Dün denecek kadar yakın bir zamanda gördüğün saçlarım beyazladılar. Bu sevda beni bir kere daha vurdu. Azılı bir kaçağı vurarak düşürürcesine vurulmadık yanım kalmadı. Ceylanları bekleyen durdun sular gibi bir yanımı kokuşturarak bekliyorum seni



Bekir Kale Ahıskalı
Sinhare Seher'e Mektuplar 223

Anlamak ile anlatmak arasında

Anlamak ile anlatmak arasında


Sevgili Sinhare

Kederi, acıyı, sevinci, aşkı başı dik yaşamalı insan.Şair ki yürek işçisidir. Gönlüyle kazanmıştır her ne kazanmışsa.

Bir ömür gönül yükü çeker durur. Bekler bir çölün ortasında bir bulut gölgesi beklercesine. Bir kervan bekler sadece sevgilinin diyarından gelenleri görebilmek için. Sevgili görmek nimeti çoktur ona onu görenleri görmeyi de çok görür kendine. Onun yaşadığı topraklardan gelenleri görmek ister, onun bastığı topraklara basanı... Onun bakışlarının dokunduğu eşyayı görenleri görmeyi arzular. Aslında o sevgilinin gözlerine bakacak kadar da dirayetli değildir. Bu yangına katlanamayacağını bilir. Bilir ki sevgilinin gözlerinden çıkan bir kıvılcım yürek tarlasındaki bütün başaklarını yakıp yandıracaktır. Harmanını savuracak, hasadını yele verecektir.


Aslında şair de bilir ki esen yelin maksadı bunun harmanını savurmak değildir. O her daim esmektedir ve o nice yangınları körüklemektedir ama yine de ister ki o yel savursun kendisini. O yele tutkundur çünkü. Oysa o yel dağların sevgilisidir. Daha seher vakti denizin kollarından kalkıp, kıyıları vurmuş ve eteklerini sallayarak zirvelere tırmanmıştır. O dağların sevgilisidir. Vadilerden yar edinmek ona göre değildir. O her daim gitmelidir. Kal diye yalvarıldıkça getirmediği şeyleri de kendisine zirvelere doğru toplanır.


Sevgili Sinhare

Yeller ki dokunmayı, yıkmayı, çekip gitmeyi becerebilirler ama kalıp sevişmeyi bir türlü beceremezler. Uzun süreli sevgiler, sevişmeler yellere göre değildir. Onlar ki dalına küsen yaprakların dökülmesi için bir bahanedirler. Buluta küsen güneş gibi saklanır sevenlerin yüreğini zindan ederler. Bazen esrarlı bir yaz gecesi ateşböceklerinin kanına girerek bir göç tuttururlar bazen soğuk bir kış gecesi çakal ulumalarını kulaklarımıza taşırlar da bir türlü sevgili olmayı beceremezler.

Sevgilim

Sen hayatın gerçeklerinden sıyrılmadan bense gönlümün sevdiklerinden ayrılmadan yol alıyoruz. Şimdi hayatı yaşamakla anlamak arasında değil anlamakla anlatmak arasında bir yerlerde seni bekliyorum. 09 Mart 2011


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 222


Lebibe’ye Mektuplar Sevdiğim aşık olduğum kadın Seher’e yazılmış aşk mektuplarıdır

4 Mart 2011

Acı Yurdu

Acı Yurdu

Acı yurdu
Acı yurdunun yalnızlığa hayat veren soluklarını içime çekiyorum. Hayallerim eski desenli fincanların telvelerine karışıp gidiyor. Falcıların okuyamayacağı tortuluktan süzülemeyen acılar yurdunda mukimken ruhum. bedenim kalın sicimli dayatmaların gergefinde...
Kumlara çizilen hayatlar gibi bir çöl rüzgarınca son verilmeyi bekliyorum belki de.

Susuyorum!..
Sükutun kutlu eli başımı okşuyor. İçimdeki çocuğun hoyratlığı ar duvarlarımı yıkmak üzere. Masumluğum belki de yine kendi içimdeki çocuk tarafından parçalanacak. Kulaklarıma bırakılan selamların sıcaklığı geçmek üzere. Bir selama dayanarak yaşamın tüm lezzetini ellerimle iteliyorum. Adını anmadığım zulümlere uğruyor yüreğim. Soluklarım sensizliğe mahkum ediliyorlar

Masumiyetimin çığlık çığlığa parçalanışına kadeh kaldırıyor, dişleri kandan kamaşan hoyratlar. Uzaktan sevmelerin masumiyeti bile kurtarmıyor beni. Bir şimşek kıvılcımında şavka gelmiş anlık yansılamalara tutunuyorum. Bir yaprak rüzgarda sürüklenmeye başlarsa ölgün şarkılar hüzzam çalmaya başlarlar. Uçurumların tüm mersinleri yapraklarını düşürürler.

Yüreğin ki kat kat sevgi, cilt cilt nezaket, yaprak yaprak güzellik, dize dize aydınlık, kelime kelime insanlık öğütler. Saçların ki gönlüme ırmak ırmak akarlar. Bakışların ki yüreğimi volkan volkan kaynatır...

Elimden tut ki yükseleyim, yükseldikçe kişiliğimde yükselsin. Hayatım hayalansın. Ar ve utanma perdesinden bestelensin soluklarım ve bakışlarım.
Bakışlarınla terbiye et ki beni bütün yakışıksız işlerden alıkalayım.

Sen gelmeden evvel sütün sütun çatlayan mermer gibiydi yüreğim. Safirlerim başımdaki yıldızlardan ayaklarımın altına dökülmüşlerdi. Işığa kapadığım yüreğimin en dar menfezlerinden bile ışık sızmaz olmuştu. Tüm bakışları gözkapaklarımda damıtıyordum. Kötü bellemiyordum hoyratça bakışları. Haya içinde yaşattığım yüreğimi bir hayal içinde uçurmaya çalışıyordum. Dönüş bileti alınmayan bir diyara doğru yol alırken, nalınlarım mesnetsiz suçların içine çekiliyordu. Ben yüreğimi karanlıkta büyütürken, bedenimi arsız yağmurlar büyütüyordu. Ben gizimi geceler borçlanırdım, gizlerim gecelerde kördüğüm olurlardı. Yorganların büyüklüğü hayallerimi örtmeye yetmezlerdi. Kafesinde sindirilmiş arslan gibiydi kalbim.


Sonra sen geldin
Hep seni işaret eden gazeller, kasideler bu kez senin hayalinden sıyrılıp hayanla hayalandılar. Dudaklarındaki tebessümleri yazdıkça baharlaştılar. Gözlerinde ki güzelliklerle adeta gülistana döndüler. Avuçlarındaki sıcaklıkla mevsimleri değişti. Yüreğimdeki donlar çözüldü. Kırıldı buzdan aynalarım ve billur sulara döndüler. Kalbimin anaforlarında daha serin yürüyüşlere çıktı yollarım. Dudaklarda alevlenerek dolaşan meraklar adına dönmeye başladılar. Seher'i müjdeleyenle, Seher'i ananlar aynı güzellikten bahsetmeye başladılar.

Çünkü sen gelmiştin


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 220
3 Mart 2011

14 Şubat 2011

Dudaklar Güzeli Seher




Sevgilime açık mektup-2

Dudaklar Güzeli Seher

Bir bayram sabahı seher vakti gözlerimi dünyaya açtığımdan hep seni aradım durdum. Kar renkli bir sevdayı önce aramaya seninle bulduktan sonra da yaşamaya çalıştım. Sevda elerimizle tutuşmak mıdır dersen eğer vereceğim cevap yürek yüreğe tutunmaktır derim. Mesafelerin ne önemi varki. Kimin hayatı nerede tuttuğunun ne önemi var. Kimin hayatı neresinden yırttığı önemlidir. Tekdüze yaşamlar, ezberlettirilmiş haller, sıradan bakışlar, muhatabına yarım yamalak söylenen sözcükler bana göre değiller. Bu sebepledir seni severken sancılarım. Sevgiyi doya doya, ağır dolusu söyleyebilmeliyim. Gözlerine baktığım zaman kalbim tekleyebilmeli...

Dudaklar Güzeli Seher!...

Biliyorum... Benim söylediklerim karıncanın rüzgara türkü söylemesine benziyor. Duyulmaz ve anlaşılmaz olabiliyorlar. Olsun ben bu yolda isem, sevdan bağrımda kor kor iken tabi ki de sevdamın türküsünü söyleyeceğim. Rüzgar gülüm öylesine tatlı, öylesine sevimlisin ki...

Rüzgar gülüm sen benim alınyazımsın. İnsanoğlu için daha geçmiş denen bir zaman yokken, saliselerin ilki yaşanmamışken bağrıma yazılansın. Zaman seninle beni buluşturmak ikin koşarak aktı. Zamanın bağrında yazılıydı dudaklarımın avuçlarına dokunacağı.


Dudaklar Güzeli Seher!...


Var olduğuna inandıkça yalnızlaşıyorum aslında. Seni sevdiğimi bilenler yakınlarımdan çekip gidiyorlar. Kıyılarıma dengesiz dalgalar vurmaya başladı. Şüphe kapısı aralandı. Her bir şüphe içimde kopmayan ipliklerden darağaçları inşa ediyor. Beklediğim kervan gelmeyecekmiş izlenimi vermeye çalışıyor saçlarımı yalayan rüzgarlar. Olsun ben seni beklemekle mesulüm. Gelir veya gelmezsin o senin kaderinde yazıldığı şekilde olur. Benim kaderim seni sevmek ve seni sevdikçe sevmek yine sevmek...

Dudaklar Güzeli Seher!...

Belki de bu kadarına anlam veremiyorsun. İçini tersyüz etmedikçe de bunları anlamayacaksın. Uykulardan yolculuklar doğurmadıkça, düşlerden süzmedikçe masumiyetimi anlayamayacaksın. Ben bile kalbimi karşı bayıra asıp karşısına geçip atışlarını seyrettikten sonra anlayabildim kendimi. Nedir beni sana boyayan şey diye düşünüp durdum. Yıldızı sevenler yıldızları kayıp kaybolduklarında başka bir yıldıza tutunuyorlar sanıyorum. Ah çocuk!.. ben yandıkça yakan güneşe sevdalıyım. Yandığı kadar yakan, yaktığı kadar beni kendisine çeviren güneşe. Benim yıldızlara tutanmamı bekliyorsun belki de.. Olmaz çocuk!... O dediğin hiç olmaz bekleme sen.


Dudaklar Güzeli Seher!...

Irmak başında bekleyişimi görmeden suyunu esirgeyişine aldırmıyorum. Sesin, akışın yeter senin. Biriken şeyin kokuşacağından o kadar eminsin ki koşup duruyorsun. Sen ki gecelerin zifiri künklerini kırdın. Sen ki zifiri bir karadan ak bir sabah doğurdun. Seni seyretmekten asla yorulmaz bu gözlerim. Seni hayal etmekten kamaşmaz beynim. Sen ki avuçlarını bana açtın sen ki gözlerini bana diktin ve baktın. İşte ben o zaman inci görmüş dalgıç kadar mutluydum. O gözlerin ki renginin üzerine başka renk sürülemeyecek kadar güzel ve derindiler. O gözlerin ki bana sev ve bekle dediler.

Dudaklar Güzeli Seher!...


Gözlerini gözlerime astığın o günden beri benim her günüm kandil her gün benim günüm. Her günüm sevgililer günü. Kucak kucak hasret biriktirdim kucağıma. İlmek ilmek işledim ruhuma ruhunu. Seni seviyorum erken vaktim, dar vaktim. Aklım, fikrim, zikrim, virdim...
14 Şubat 2011

Bekir Kale Ahıskalı
Sevgilime açık mektup-2 (Lebibeye Mektuplar 217)
Sevgililer Günü

30 Kasım 2010

Öpücük Gemilerim




Öpücük Gemilerim

Bugün sana ikinci mektubum. İlkini göndermekte tereddüt ettim. İnsan doldukça yazmak istiyor. Nedenini az-çok bilsemde içim acıyor. Herşeyi uçlarda yaşıyorum. Benim için orta diye birşey kalmadı. Yarınların geleceğine inanmasam dayanma gücüm kalmayacak.

Tebessümün yüzümün kıyılarına vurunca dünyanın en mesut insanı ben oluyor. Dalgaların kıyılarımdaki hüzün, acı, elem ne varsa alıp götürüyorlar. Diğer yandan da aklıma düşen hususi haller olunca da yerle bir oluyorum. Bir yere, bir nesneye tutunma imkanım yoksa olduğum yerde oturuyorum. Biliyorum ki oturmazsam eğer düşerim. Böyle geçiyor benim yaşamım. Ortasını kaybettiğim ve sıradanlıktan iyice çıkan sevdan beni en uçlarda dolaştırmaya devam ediyor.
 
Beni rengine boyadığın günden beri bende senin gibi kâh zirvelerdeki kar oluryorum, kâh derinlerdeki lav. Yine de seni sevmek yaşadığım en güzel duygu. Ansızın sesini duymak, sana ufak şimarıklıklar ve gevezelikler yapmak kendimi mutlu hissettiriyor. Ben biliyorum ki sen tebessümlerin hiç solmayanını, baharların, yazların güze çalmayanını hak ediyorsun.
Hayatıma nice yenilikler getirdiğini bilemezsin. Anlatmaksa hem uçlarda gezindiğimin resmi olacağından hem de senin bunlara hazır olmadığını düşünerek geriye ötelediğim birşey.

Gecelerim uçsuz bucaksız çölü andırıyor ve ben bu çölde yalın yürek yanarak dolaşıyorum. Aradaki perde ve mesafeler kalktığında inanıyorumki en güzel libasıyla karşılayacak beni gece. Elleriyle sunacak içine sakladığı haz ve arzuları. Bir yerinden vurulağım sana. Sonra sana boyanacağım geceler boyu. Zamanın bacakları kırılacak geçmesin isteyeceğiz. Toparlanmış gitmiş olacak sabahımızda bekleyen tasalar. Ben sana seninle boyanacağım.

İki boğazı birleştiren boynunda uzayıp gidecek parmak uçlarım. Saçların boğazın esintisi olacaklar ve ben öpücük gemilerimi indirececeğim gögüs kafesine. Yıldızlanacak bedenlerimiz. Semalarımızda kayan yıldızlar sörf yapacaklar ben sesinin fısıltı zarfını aralayacağım. Beklediğim ne varsa sesinin zarfından çıkacak. Ellerin yeni bir kıtayı keşfetmek istercesine yerinde duramayacaklar. Dudaklarımızla ateşe vereceğiz tüm arzuları. Kirlenmeyecek yarınları çağıracağız kendi tenlerimiz, gözlerimiz ve arzularımızdan. İki bütünden bir bütün olacağız, "biz" olacağız. Yeterki inan sen-ben "biz" olacağız. 29 Kasım 2010

 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 183
Öpücük Gemilerim

26 Kasım 2010

Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.

Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
 
Bugün Eylül. Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
Sebebini bilmediğim bir yakınlıktasın artık. Büyüsen sen ve senli değerlere dönüşen yüreğim. Sana aşkı öğretecek değilim. İsterse eğer bir gönül, ne yarılıklar durdurabilir onu ne maniler. Mevsimin inadına gönlüme hazanı sürmeyeceğim. Sararmaya başlayan tenlerimiz, beyazlaşmaya başlayan saçlarımızın aksine ömrümüzü yeşerteceğiz. Umutsuz olmayacağım artık ve beni uzaklarda ilikli tutan ne varsa kırıp söküp atacağım. Bunu da yapacak kudreti içimde çakan kıvılcımlardan alacağım.
 
Sen bilmeyeceksin ben; şehrine geleceğim. Soluduğun havayı soluyacağım. Bastığın topraklara bir kez daha basacağım. Geçtiğin caddelere uğrayacağım, gözlerinin dokunduğu soğuk tepeleri seyredeceğim. Sen geldiğimi bilmeyeceksin. Ellerimde çiçekler olmayacak ama yüreğimde allı, aklı güller yetiştireceğim. Sıcaklığımız mevsimle tanımlanamayacak kadar yeni olacak. Zirvelerimizde kar gülleri varken dallarımızda nar kızıllığında güllerimiz olacak. Susmalarımız konuşmalarımızdan daha çok şey anlatacaklar.
 
Bakışların Lebibe. İçimdeki kısrağı kırbaç yemişçesine dörtnala koşturuyor. İçimdeki tüm kuşkonmaz tepelerim kuşlarca istila ediliyor. Şeffaflaşıyor tenim günışığı kanıma kadar sokuluyor. Ellerin kuraklaşan tenime nazaran Bedir Kuyuları gibi serinleşiyor birden. Yankısına sığınıyor sesim. Kör iliklerim parmaklarım dokunmadan çözülüyor. Kendi bakışlarımı damgalıyorum birden. Tescilleniyor baş eğişim.
 
Hasat mevsiminin en bereketli başağıdır saçların. Teninde ne yetiştiriyorsun böyle. Kondar kokuları geliyor burnuma Lebibe. Beni vasati bir yaşamın kıyılarından sürükleyen sesinde can buluyorum. Payimal edilen benliğimden bir ben doğurmama sebep sensin.(T)en'siz seviyorum seni.
Lebibe sanki beni yakından sevmeyi bırakıp uzaklardan sevmeye gitmişsin. Ben gidişinde ayaklarından kalkan tozları toplamış, bıraktığın izlere yüz sürmüşüm sanki.
Ayak izlerinin izi dudaklarıma çıkmış. Seni sevdiğimi ordan bilmişler. 01.10.10
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 130
Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.

Kendime; sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim

Kendime; sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim.

Sesini duymak güzeldi. İçim ürperdi ve tüylerim diken diken oldu. Uzun bir aradan sonra bu duyguyu yaşamak kendimle yüzleşmemi sağladı. Bu kadar aradan sonra sana kötü bir haber vermekte hoş değildi. Ama bunu yapmalıydım. Kendimle günlerce, aylarca mücadele ettim. Kendimi toparlarım diyordum ki aslında daha da dağıtmışım. Bu süreçte yaklaşık on-onbir kilo zayıflamışım. Bunda hastanede kalmamın, zor günler yaşamamın katkısı olmakla beraber seninde bulunduğun katkı azımsanamaz.

Sesin beni kendime getirdi. Kalbime öylesine işledi ki bana Goethe'nin "Kalplere hitap edecek şeyin kalpten gelmesi gerekir." sözünü hatırlattı. Yine Goethe'nin deyimiyle "Kalp neyle doluysa, dudaklardan dökülür gider."Taziyede bulunuşun çok içtendi. Kalbinden bir yerlerden koptuğu sesinin tonundan anlaşılıyordu. İyi ki varsın ve iyi ki oradasın.
Şundan emin olmanı istiyorum; artık daha sık, daha yakın görüşeceğiz. Gerekirse bize uymayan şeyleri değiştireceğiz. Kendimi, gönlümü dizginlemekten artık vazgeçiyorum. Kendime sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim.

Yazdıklarımı en iyi anlayacak olan çağdaşlarımdır. Sen ise hem çağdaşım hem gönlümün mukimisin. Beni en iyi sen anlayacaksın. Kim bilir beni nasıl sorgulayacak, nasıl terleteceksin.

Sana taklitçilikle değil ayrı bir orjinallikle geldim. Kopya ve devşirme sevgi sözcükleri olmadan, yalnız bana ait olanla hitap edeceğim. 03.08.10
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 127
Kendime sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim.

Sessiz Gemi

Sessiz Gemi

Son mektubumda bahsettiğim gibi içimdeki ses o gün güzel şeyler söylemedi. Aradan on bir gün geçmesine rağmen normale dönemedik. Ayın on üçünde kız kardeşim Emine son kez gördü. Görüşmeyi çok kısa tuttular ve ekran verdikleri görüntüden anladığım kadarıyla da kısa tutmalarının sebebi pederimin hayatını yitirmiş olmasıydı. On üç Temmuz'da vefat etmiş oldu.

Mesele Yahya Kemal'in dediği bi mi acaba

Bir çok gidenin herbiri memnun ki yerinden
Bir çok seneler geçti dönen yok seferinden

yoksa ruhlarımız ruhlar aleminden dünyaya gelirken bir sefere çıktığımızı biliyorlardı ve onlarda;

Bir çok gidenin hiçbiri memnun değil ki yerinden
Bir çok seneler geçti dönmeyen yok seferinden
diyemi konuşuyorlardır.


Beklenen olmuştu. Tüm dost akrabaları haberdar ettik. Hayatın bana öğrettiği şeyler bana yetecek gibi duruyorlarken biraz daha öğrendiklerim oldu. Bana zor gelen bir şey daha vardı ki diyabet hastası olan babam soğuk havaya hiç dayanamazdı. Herkes için normal gelen sıcaklık onun için dondurucu denilecek kadar olabiliyordu. O gece babamın naaşını morga koyarken aklıma gelen ilk şey babamın burada çok üşüyeceğiydi. Eve geldiğimizde de aynı duygu içerisinde ağladım.

Ertesi sabah erkenden kalkıp hastanenin morguna gittik. Bu telaşlar benim için yeniydi. Kardeşlerim ve tüm ailemiz oradaydık. İnançlarımız gereği olan vefat edeni yıkama işini iki görevli ile birlikte bende yaptım. Yıkamadan önce açık kalan tek gözünü ellerimle kapadım. Yıkama işleminden sonra, yaşadıkları mahallenin camisine getirdik. Mahşeri bir kalabalık vardı. Pederimin naaşını mezara üç kardeş indirdik. En tahtaları yerleştirme işini ise kardeşim Salih yaptı. Bunda en büyük pay pederimin yaşadığı hayat şekli olmakla beraber kardeşlerimle beraber bizim çevremiz ve validemin hiç bir hayır işinden geri kalmamasıydı. Geniş bir çevre oluşturmuştuk. İlk üç günü fazla olmak üzere her gece kalabalıkları ağırladık. Adetler neyi gerektiriyorsa onu yaptık.

Temmuz ayı bitmek üzere... Geçen zaman zarfında daha da öğrendiklerim oldu. Yanımızda olduklarını hissettirmeye çalışan dostlarımız oldu. Şimdi oturduğumuz evi babam birinci kata çıkamadığından almıştık. Ama bir gün bile görmek nasip olmadı. Zaten o hastanede yatarken taşınma işlemi gerçekleştirilmişti.

İnsanlar böyle günlerde Yaratıcı'ya daha yakın oluyorlar. Bizim ailede okumasını bilmeyen yoktur. Hepimiz okumasını biliriz ve üzerimize düşeni yaparız. Zaten öyle durumlarda rütbelerin söküldüğüne her insanın aynı makam ve mevkide olduğuna inanırız. Mezardan bakınca körfez ayaklarımızın altında gibi gözüküyor. Validem rüyasında gömüleceği mezarı gördüğünü anlatmıştı. Pederimin yattığı yerin yanında valideme de yer aldık. Annemi bir gün okumaya götürdüğümde baktı ve "rüyamda gördüğüm benimde gömüleceğim yer burası" dedi. Başka topraklarda doğup başka şehirlerde gömülmek bu işte. Burada yatan onlarca akrabamız var.

Sevgili Lebibe

Başımın darda, gönlümün yasta olması sebebiyle sana da zaman ayıramadım. En azından mektup yazabilirdim ama buna vaktim olmadı. Telaş ve endişeleriminde yeri var. İnsan böyle durumda bir boşluğa düştüğünü sanıyor. Metanet ve inannışına görede bu süre uzalıp kısalabiliyor. Bizim bilmediğimiz bir hayrı da olabilir. Babamın ölüm ve onların ifadesiyle nüfustan düşme kağıdını almak için dün gittim. Kayıttan düşmüşlerdi.
Bakalım gelecek günler bize neler getirecek. Yanında olmadıktan sonra uzağa gidenle ukbaya gidenin pek farkı olmuyor. Bu farkı belli etmek için ilk fırsatta sana ulaşmayı deneyeceğim. Bana biraz zaman ver. 24.07.10

Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 126
Sessiz Gemi

İçimdeki ses bugün bana çok kötü şeyler söylüyor

         İçimdeki ses bugün bana çok kötü şeyler söylüyor

Dün bana göre enteresan olmayan bir gelişme yaşandı. Yine hastanede beklerken birden o soğuk kapı açıldı ve sedyeyle bir götürülen bir hasta gördüğümde hemen koştum. Kendisini görünce babam olduğunu anladım ve elimde olmayarak " bu adam benim babam, nereye götürülüyor" diye hem de yüksek sesle konuşmuşum. Doktor "diyalize almak zorunda kaldık... Başka çaremiz yoktu oradan çıkamayabilir" dediğinde sona yaklaştığımızı biraz daha hissettim. Ailemden benden başkası hiç kimse yoktu. Beraberlerinde diyaliz binasına kadar gittim. Yatağa yatırılmasına yardım ettim. Makinalarıyla birlikte naklediliyor olması durumu iyice zorlaştırıyordu. Solunun cihazına da bağlıydı bir yandan.


Soğukkanlı olduğumu ve olayları abartılı bir şaşkınlıkla karşılamadığımı söylemiştim. Binadan dışarıya çıktım ve kardeşlerimin ve validemin pederimi bir daha göremeyeceklerini düşünerek önce kardeşimi aradım. Gerçeği bizi bekleyen o kaçınılmaz gerçeği söyleyemeyeceğim için de "babamı diyalize aldılar, yoğun bakımda iken göremiyordunuz görmek istiyorsanız gelin" diyerek telefonu kapattım. Peşinden annemi arayarak buna yakın cümleler kurdum. Derken ablamı ve onun arkasından kız kardeşim ve halamı da aradım. Onlar daha iyi olduğundan diyalize alındığını sanıyorlardı ama gerçeği bir ben biliyordum. Önce kardeşim Sertaç, Salih ve arkadaşı Harun geldiler. Arkalarından validem derken ablam ve eşi geldi. Arkasından Emine ile birlikte yeğenlerim Büşra ve Yasin yeni gelmişlerdi ki halam ile eniştem de yetiştiler.

Görmek isteyen herkesin görme şansı oldu. Bu bir an bakıp ayrılmaları kısa tutturmaya çalışıyordum. Diyalize gireli ancak yirmi dakika olmuştu ki ben hepsine gidip yoğun bakım ünitesinin önünde beklemelerini oraya götüreceğimizi, orada da görebileceklerini söyleyerek hepsini gönderdim. Aradan beş dakika geçmedi ki Mavi Kod durumu devreye girdi. Babamın kalbi bir kez daha durmuştu. Hemen müdahale edildi, dönmez denilen babam bir kez daha dönmüştü ama bu kez boğazından aşağıya bir hortum sarkıtılmış ve düzenli olarak oksijen pompalanıyordu. Yeniden yoğun bakım ünitesine götürüldü. Beklemekte olan yakınlarımız neden bu kadar kısa sürdüğünü sordularsa da geçiştirdim. Yeniden beklemeye başladık oradan hiç ayrılmadan 2 saat kadar bekledim.


Validem gece beklediğimi ve artık gidip dinlenmem gerektiğini, kardeşlerimin bekleyebileceklerini söyleyerek benim gitmemi istedi. Evime geldim, duşumu aldım, bir saat kadar uyumuşum. Uyandığımda tekrar hastaneye gitmeden amcamlara uğrayarak konuşmak istedim. Amcamlara uğradığımda iki kızı ve kendileri vardı. Yaklaşık bir saat konuştum ve amcama büyük bir metanetle babamın bu son gecesi olduğunu bir daha gece yaşayamayacağını anlattım. Bunu hissetmiştim ve araları limoni olan bu iki adamı son zamanlarında yakınlaştırmak istemiştim. Hastaneye geldim. Gece bir gelişme olmadı. Bugün ise görüş saatinde kız kardeşim Emine'nin görmesi için ona söz vermiştim. Öyle de yapacaktım. Bu mektubu sana sabah yazıyorum. Bugünü akşam edebileceğimiz kanaatinde değilim.


Birazdan kardeşlerim gelirler. Yine tüm aile burada oluruz. Yine yanılmıyorsam diğer akrabalarımız da gelirler. Amcam benim dediğimi dikkate alırsa görmeye gelir. İçimden bir ses bugün son diyor. Umarım yanılıyorumdur. İnsanlar neden sırt çantasıyla burada beklediğimi merak ediyorlar. Sabahlara kadar uyuyamayan adamın çantasında birkaç kitap ve yazıyorsa günlük defteri olmalı. Ben de öyle yapıyorum. Sırt çantamın içinde okuduğum, sana yazdığım mektuplar, karaladığım şiir taslakları var.

İçimdeki ses bugün bana çok kötü şeyler söylüyor. 13.07.10 Saat 05


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 125
İçimdeki ses bugün bana çok kötü şeyler söylüyor



Şairlerin birçoğunda acıyla yüzleşme cesareti yoktur

Şairlerin birçoğunda acıyla yüzleşme cesareti yoktur ve en vefasız topluluktur

Artık soğuk gelmeye başladı. İnsan beklemekten değil de, bir değişme, bir gelişme olmamasından sıkılıyor. İnsan kendisiyle yüzleşemiyor. Bu bir gerçek. .Sıkıldığımızdan değil ama belirsizlik bizi endişelendiriyor. Aslında belirsiz olan bir şey yok ama kabullenemiyoruz.


Burada bulunduğumuz üçüncü gün. Her gün hasta görüşünden sonra doktorlardan bilgi almaya çalışıyoruz. Özel yakınlığımız olan doktorlar daha temkinli, ümitvar olmaya çalışıyorlar. Bizi yakından tanımayanlar ise sorularımıza daha net cevaplar veriyorlar. Her şey apaçık ortada ama kabullenmek istemiyoruz. Başka ülke ve şehirlerde ne kadar yakınımız varsa hepsini haberdar ettik. Şimdi hepimizde endişeli bir bekleyiş var. Yurtdışında yaşayan kardeşim gibi amcam ve halam da burada. Yine yurtdışında yaşayan amcazadem geldi. Ankara'da yaşayan dayım da burada. Sakarya'da yaşayan kardeşim geldi ve geriye dönmek zorunda olduğu için gitti.

Doktorlara sorduğumu sorular ve cevaplar o kadar açık ki.

Nefroloji uzmanına sorduğum "pederimin durumunda bir gelişme var mı?" sorusuna karşılık aldığım cevap; "bizde takip ediyoruz beklemedeyiz ancak bir diyaliz hastasını ortalama ömrü on yıldır. Umarım her şey iyiye gider ama durumu sıkıntılı"

Kalp damar cerrahına sorduğum da ise; "Sadri amcanın durumu iyi değil, mücadele ediyor"


Uzmanlık alanını bilmediğim ve bilgi verme sırası kendisinde olan genç bir doktor ise "bizim yataklarımız değerlidir. Burada iyileşme kurtarılma ümidi olan hastaları yatırırız. Sadri amcanın durumunda düzelme olmayacaktır aslında o burada bile yatırılmamalı ve kaderine terk edilmelidir. Bundan sonra durumunda bir düzelme olamaz. Bekleyeceğiz..."


Ne olacağı belli.  Zaman'ın neyi göstereceği de aşağı yukarı belli. Bugün diyalize bağlanması gerekiyordu. Dün bağlandığında kalbi durduğundan yarıda kesilip, yeniden hayata döndürülmüştü. Doktorunun söylediği " Diyalize almak son çaremiz. Bünyesi zayıf ve son ana kadar diyalize alamıyoruz. Anlayacağınız diyalize almazsak zaten kaybedeceğiz ama diyalize aldığımızda da kalbi  ve bünyesi kaldırmıyor. Zayıfta olsa bir ihtimal"

Babam buraya getirildiği günden bu yana kalbi üç kez durdu ve yaşama döndürüldü. Biliyorum ki bu durmaların birinde dönüş olmayacak ama direniyor olması bize buruk bir sevinç yaşatıyor.

Sevgili Lebibe

Şair ve yazar dünyasında yakından haberdar ettiğim kimse yok. Bu telaşa onları da katmak istemiyorum. Hem o camia o kadar nankör bir camia ki yüzleri ve mimikleri yapay. Bazen yürüme mesafesinde olan arkadaşlarımın bile samimiyetine inanmadığım oluyor. Bu konuda tek samimi olduğunu düşündüklerim eğitim camiasındaki arkadaşlarım. İçten ve samimiler. Yıllarımızı verdiğimiz mesai arkadaşlığımızın meyvaları bu olsa gerek. Şairlerin birçoğunda acıyla ve gerçeklerle yüzleşememe gibi bir korku var. Onlar yapay bir alemde yapmacık tavırlarla kaçak yaşıyorlar. Yıllardır asla taviz vermediğim bu gibi durumlar vardı bir cenaze için binbeşyüz kilometre yol katettiğimi bilirim. Ama dediğim gibi yazmak ile yaşamak arasındaki bağlantıyı kuramayacak kadar seyrek ve yapay olanlar var. Bu yol benim çizdiğim bir yol değil ama ben bu yolda yürüyorsam kendi kurallarımla yürümeye devam ederim. Eminim ki seni durumdan haberdar etseydim daha hassas ve ilgili olurdun. 11.07.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe’ye Mektuplar 124
Şairlerin bir çoğunda acıyla yüzleşme cesareti yoktur ve en vefasız topluluktur

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Kendi yüzüme karşı savaşıyorum Lebibe. Acı veriyor bana, ağır yük oluyor omuzlarıma yüzümdeki endişe. Yüzsüz olmadığım gibi, birden fazla da yüzüm olmadığını görüyorum. Süratımda bir tutam kara sakal var. Onu da acılarımın bir kısmını gizlemek için kullanıyorum. Saçlarım yıldızlanmaya başlayalı bir iki yıl olmuş.


Baktığımız aynaların neden tek yüzü vardır biliyor musun? Onlar iki yüzlü olmayı beceremezler bir türlü. Olmamaları da iyidir aslında. Aynalar kendilerine değil bize dürüsttürler bunu da biliyorum. Kendimle olan en büyük savaşım bana karşı dürüst olmaları yüzündedir.  Geveze olmayan bir dil kullanıyorlar bize karşı. "Neyseniz onu görün, nasıl bakarsan öyle gör!" derler bize. O kadar dürüsttürler ki kendilerine bakan kirli yüzlerle bile kirlenmezler.

Seni kendimle birlikte bir aynaya hapsedebilmeyi istiyorum. Acaba yanyana duran yüzlerimiz nasıl olur. Aynalara baktığımızda bize neyi anlatırlar. Senin yüzünden geçen tebessümler benim acılarımı örterler mi? Korkaklığımızın aynaların neresine sığınacağını da merak ediyorum.

Aynalar geleceği gösteremezler. Onlar geçmişin günümüze uzanan elleridir. Alaycı bir dilleri olmadığı gibi hepten de suskun değildirler. Başka kâmuslardan kelimeler devşirmezler. Bütün kelimelerin bir karşılığı vardır onlarda ve bütün hallerin en kifayetli anlatımıdır yüzlerine yansıyanlar. Aynaların da kendi istekleri vardır. Her şeyden önce bakacak iki göz, kendini beğenmeyen bir us ve bitaraf bir vicdan isterler onlar. Onlar bu giysisiz halleriyle bir kadından daha güzel gözükürler.

Bazen benim seni görebileceğim bir dikiz aynam olsun istiyorum. Her nereye gidecek olsan ben senden önce gitmiş olsam ve ben seni hep dikizden görebilsem. Telaşlarını görsem, koşturmalarına şahit olsam ve rüzgarlarda uçuşan saçlarınla olan cedelleşmene şahit olsam onda. Sahi Sebe! sen aynalara bakınca sevmeyi öğrenmiş ve bu öğrendiğini dile getirebilen cesaretli birini görebiliyor musun?


Her şeye rağmen aynalarda nasıl gözükmek istiyorsam, öyle yaşama gayretimle birlikte keyfiyeti had sayfada olan bir kalp taşıdığımı görüyorum. Bu paralelde endişelerim yüzüme yansımış durumda. Ben aynalara baktığımda bozulmuş bir kimya da görüyorum Lebibe. Bu eser senin. Bir kimyagerin işi nedir ki? Birinin kimyasını bozmak mı, yoksa çözmek mi? 29.06.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektupalar 115
Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Hiç olmadığım kabalıkta...

Hiç olmadığım kabalıkta...
 
Bunu nasıl yaptığımı bende bilmiyorum. Yapışsebebime gelince benim kendime dur diyemediğim bir ortamda senin bana dur demeni sağlamak içindi. Seni kıralı ve senden çekileli fazla olmadı. Sana bir türlü bu yangın beni yakıyor ve ben yandıkça seninde gönlünü işgal ederim diyemedim bir türlü. Sebepsizce ve hiç olmadığım kabalıkta çekildim.

Sen yinede bunu çekilme sanma. Baş edemeyeceğim bir güzelliğin ve yine kazanmak için sonuna kadar çaba sarfedeceğim gönlün var. Er yada geç kendimi dizginleyip geriye döneceğim. Ben sevgimden eminim ama bekliyorum ki eğer sende de bir takım meyyal varsa döndüğümüzde elimizdekileri karşılaştıralım. Sonra sıkı sıkıya sarılalım. Benlar benim gün hesaplarım ve yanılacağımı sanmıyorum ama önce gönlümün bana daha doğrusu bize oyun oynamadığından emin olmalıyım. Anlık bir hissiyat olmamalı. Alışılagelmiş sevmemeliyim seni. Kimliğe bürümeden sen olmalıyı bilmeye gidiyorum. Döndüğümde ya beni enkaz olarak göreceksin ya da sevdandan kendi yüreğinin çöllerinde mecnunlaşan bir adamla karşılaşacaksın. Her ikisi de seni seviyor olacaklar ve her ikisi de senden yana olacaklar. Aslında bende benden yana bir şey bırakmayalı çok oldu ama sana itiraf etmek işime gelmiyor. Söylesen ne olacak ki deme bana. Söylersem acılarımı pişirmeden geçiştirmiş olurum ve ileride karşılaşacağım bir zorluk omuzlarımı dik tutmama engel olabilir.


Bekle... Ya da bekleme ben kendimi kendimden uzaklarda fırınlamaya gidiyorum. Sevgin serde ise ayrı derde ne hacet. Hasretini merhem niyetine çekiyorum.

Mektuplarım sıklaştı biliyorum ama hasretinde bir o kadar sıklıkta yüreğime çullandı. Bazen arayıp senden af dilemem gerektiğini düşünüyorum ama sonra kendi kendimle çekişiyor ve engel oluyorum. Af dilersem affedilmesem bile ömür boyu kalmak istediğim kapından bir daha asla ayrılamam.

İnsanlar "sevgiyle kal" diyorlar sevgiyle bırakmışlarsa geride kalanlar sevgiyle kalabilirler değilmi. Sen yine de sevgisiz bıraktığım sana iyi bak. Özlüyorum hem de çok. 21.06.10
 
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar-111
Hiç olmadığım kabalıkta...

Sevda Oku

Sevda Oku

Sevda oku cnıma dokundu bir kere. Gözlerim güzelliğini gördü. Canım yolunda harcanmaya azmetti. Kimsesizliğime varlığını kimse yaptım.Bir uyanış yaşıyor tenim. Dudaklarımda beklettiğim iklimsi rüzgarları üfleyesim var. Sana aşkı hangi testiyle sunmalı. Kaçmanın çare olmadığını biliyorum.

Dudaklarının arasına sakladığın baharımı bir gün üzerime yayacaksın biliyorum. Başımda aklaşmaya başlayan saçların en anlamlı sebebi sensin. Bu kadar kısa bir dürede ne güzellikler beledin dumanlı başıma.

Bir yaradan izler bırakır gibi kalmalı belleklerimizde her günümüzden geriye kalan. Sen önüne güller serilen başı güllerle taçlandırılmış bir sultan olarak yoluna devam etsen diyorum bazen.

Önümüzdeki mevsimlerini bana söz versen diyorum. Sonra ben kim oluyorum da söz hakkım oluyor diye başımı önüme eğip susuyorum. Bağrıma saplana bu sevda oku ne tatlı sıcaklı veriyor bir bilsen. Ne kusursuz bir gönlün varmış senin. Bir ucu bir bucağı olmayan ufkunda yayılıp, serilesim var.

Ah benim yüreği yaralı kar gülüm. Karınca ayaklarımla sevdana geç kaldım belki de. Belki de aşkı yaşamanın tam zamanıdır. Hiç birini bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa kalmak için en çok sebebim olduğu bir zamanda senden sebepsizce çekildiğimdir.
Çekilirken bir isim bıraktım sana. Bundan böyle adın Sebe Melikesi. Sen Belkız'dan çok daha güzelsin. Biliyorum onun asla elde edemeyeceği bir tahta çıkardım seni. Sen gönlümün sultanısın.19.06.10
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 110
Sevda Oku
 

Nasıl İstiyorsan öyle olacak her şey

Nasıl İstiyorsan öyle olacak her şey

Ne çok şeyimiz ortak. Aynı vatanın topraklarını paylaşıyor, aynı suları içiyoruz. Aynı ışığı tüketiyor, aynı karanlıkla savaşıyoruz.



İnsanın içindekileri sıralayacak bir fihrist olsa benim içimdekilerin fihristi tek bir satır o da "Lebibe" şeklinde olacaktır. O kadar içimdesin ve beni o kadar dolduruyorsun ki. Her insanın yarında dair ümitleri ve düşleri vardır. Benimkiler sadece ve sadece yaşıyor ve mutlu olmandan öteye gidemiyorlar. Bundan sebep kaçıp gitmek istiyorum. Beni anlamıyorlar benim kaçışım kendimden. Bütün bu mücdelemden habersizsin. Bir bütünü tamamlamaya çalışan belki de en önemli parçası olduğunu da biliyorum. O bütünde bana yer olmadığını da biliyorum yine de kendimi ikna edemiyorum. Bilsem ki içimi senin doldurduğunun yarısı kadar doldurabilecek bir güzellik var ve siddin sene koşarak fizanda ancak bulabileceğim inan an kaybetmeden yola koyulurdum. Öyle bir güzellik olabileceğini sanmıyorum. İçimdeki bu yangını söndürebilecek olan dudaklarındır.
 

Renklerimizi çoğaltmayı önermeyi düşündüm. Uzak diyarları bu ulaşılmaz tuvaline nasıl ulaşabileceğimi bilemiyorum belki de. Zaman zaman suskunluklarım fısıltılara, fısıltılarım söylenmelere dönüşüyor. Bu söylemler haykırışlara dönüştüğünde ne yapabileceğimizi, hangi diyara kaçmam gerektiğini düşünemiyorum bile. Susmayan bir avazı kaynağından kurutmalı belkide kalbimi söküp atmalıyım. Bunu sensiz yapabileceğimi sanmıyorum. Çünkü içinde sen varsın.


Seni yaratana binlerce kez şükrediyorum. Bebeklerinden ayışığı geçen gözlerine hapsolmak istiyorum. En güzel yolculuklar orada olacaktır. Kaçmamayı başarabilirsem eğer nasıl istiyorsan öyle olacak her şey.

 
Dün içimdeki bir hayaldin, erişilmezdin.
Bugün varsın ve vazgeçilmezsin
Yarın bütün akabelerine erişmiş ve geçmiş biri olarak bir soluk mesafesi yanında olacağım.
Bütün savaşım ve mücadelem ilerisinde ölümden başka ayrılık beslemeyen bir beraberlik için. 15.06.10
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar- 108
Nasıl İstiyorsan öyle olacak her şey
 
 
*Bu mektupları orjinal el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.

Bedensiz bir nikahlım var artık

          Bedensiz bir nikahlım var artık

Baharı bitireli fazla olmadı. Hazanın kokusunu duyar gibi oluyorum. Yaz mevsimini neresinden yakalarsam yakalayayım mutlu olcağımı biliyorum. Anlarım tebessüme belenecek ve kabir suallerini andıran suallerin beni hepten sen yapacaklar biliyorum. Seninle bir yazı yaşamak kader çizgisinde. Sonra o yazı değişmeyecek ve asla silinmeyecek bir yazıya çevirmek.. Meyveye duran dallarımın ham meyvelerini yarım bırakmadan yaşamalı değil mi?

Senin kabir yalnızlığın benim kadir bilmezliğim korkutuyor beni. Öyle diyorum kendime. Beni vuran dalgayı kovalamaya başlama fikri geçiyor içimden ama ya sana yetişemezsem diye düşünmeye başlıyorum. Senin sevmeye benim sevilmeye alıştığımız mevsimleri doğurmalıyız belki.


Yoksa aynalarda gördüğümüz yüzleri unutun iki yabancı gibi mi yaşamalıyız? Kaldırımlar, sokaklar, caddeler bize birbirimizi hatırlatmamalı mı? Yoksa duyduğumuz bu yürek çığlıklarını duymazlıktan gelip eli tene sürmeden, yanımızdaki yabancıya alışıp eli ele sürmeye devam mı etmeliyiz? Yasal zorunluluk halinde yaslı bir yaşama devam mı etmeliyiz ?

Kimin vurduğu kırbaçtır bizi böylesi koşturan. Uykularımızı bölüp götüren görmeye korktuğumuz düş nedir ki?

Bilmiyorum belki de sen deliksiz uyuyorsundur. Bilmiyorum belki de sen heyecanlarının arasına kısa, tatlı uyku delikleri yerleştiriyorsundur. Belki benim bilmediğim sebeplerden, belki de bilmediğimi sandığın sebeplerden uyumuyorsundur. Belki....Belki...Belki...


Ten sıcklığı olan yatağından kalktığında ben gitmiş olacağım. Yatağımı toplamam gerekmiyor. Bu aşinalaşma dik duran başımı yatalak bir gönül taşıyan sevdalı hale getirdi. Benim de hasretten, çaresizlikten koyun koyuna yattığım tensiz, bedensiz bir nikahlım var artık.06.06.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar-105
Bedensiz bir nikahlım var artık


*Bu mektuplar el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.

Servent öldü mü yoksa yeniden mi doğuyor ?

Servent öldü mü yoksa yeniden mi doğuyor ?

Sevgili Lebibe böyle bir yanım da var. Çocukluğumdan beri taşıdığım, ailemin belki çok da bilmeyerek verdiği Kıpçak lehçesin de daha çok sınırda, uçta görev yapan kumandanlara verdikleri bir sıfat anlamına gelen Servent ismi…


Yakın çevremden başka bu ismi kullanan kalmadı. Zaman zaman ben bile bu isimle hitap edenlere hatırlatmalarda bulunuyorum. Çünkü o isim daha derinlerimde bir yerde kaldı. Daha özel olması, daha özellerin hitap etmesinden hoşlandığımı hissediyorum. İsmimin söylenmemesiyle birlikte zaman zaman benim de kendime sorduğum Servent öldü mü yoksa yeniden mi doğuyor? Sorusu…

Seninle birlikte çocukluğumda kalan ne varsa çamurlu ellerim, yamalı pantolonlarım, ayağımda kara lastikler, oynadığım bahçeler, yüzdüğüm çaylar, yürüdüğüm yayla yolları, boyumu aşan kar yığınları, gittiğim çermik,  otlattığım hayvanlar ve daha hiç kirlenmemiş yüreğim ne varsa yeniden doğdular sanki.

Sen annemin her arefe günü elime yaktığı kınadan daha yakınsın bana. Ondan daha fazla işledin tenime. Ahıska’dan gelen o kara lastikli çocuk seninle yeniden doğdu. 23.09.10



Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 137
Servent Öldü mü?

Acılardan haz almak

Sevgili Lebibe



Bunu nasıl başardığını bilmiyorum ama sana dair her şeyi biriktiresim geliyor. Bana acıları doyasıya yaşatıyorsun. Kolya olmuyor gülüm hiç kolay olmuyor.


Gecelerin hesebını kendime veremiyorum. Sen bin türlü düştükçe aklıma ben bir türlü hesap veremiyorum kendime.


Etimi kemiğimden sıyıran bir sevdan var biliyor musun? Dilimi kekemeleştiren ve beni sana boyayan güzelliğinle baş etmeye çalışıyorum. Koşmak; bu ne zaman sonuçlanacağını bilmediğim yarışta bir yarış atı gibi sürekli koşmak istiyorum. Yeter ki yönüm sana dönük olsun, yiyeceğim kırbaçlara razıyım.

. Sensiz herşeyin eksik kadığını anladım ve bu gün sana gelmeye karar verdim. Karar vermek yetmiyor bunu da biliyorum ama benim gelişlerim farklıdır. Ben bir bedeni alıp diğer bedenin yanına sürüklemeden önce sancılarımı artırmalıyım. Kaçmaktan vazgeçip sana koşmaya başlamalıyım. Ulaşalbildiğin herşeye ulaşmalı, incelemeyim.

Kendimi bir boşluğa bıraktım ve sorgulamıyorum. Sen de bilirsin ki boşluğa doğru bırakılan nesnelerin geriye dönüş şansı ancak dibe vurduklarında olur. Tabi ki parçalanıp çarptıkları şeye karışmazlarsa.

Sevgili Lebibe


Gitmiyorum... Gidemiyorum. Elimi kolumu bağlayaan bu sevdan boyadı beni. Kalabalıklar içersinde sensizlikten gelen yalnızlığımı soluyorum. Soludukça o yalnızlığı ben senle doluyorum. Sokakta gördüğüm her yüzde senden bir parça buluyorum. Anlıyorum ki sen nice çirkinleri güzelleştirmişsin. Hazana inat yeşilleniyorum işte.


Hani sana derdim ya soğuksun diye. Yalandı hem de kocaman bir yalan.
Hadi ben acılardan haz alıyorum da söyle bana Sen neden hâlâ oradasın? 05.10.10

Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 141
Acılardan haz almak

Nemer

Nemer
 
Sen hangi nağılın güzelisin böyle. Hangi düğünün nemeriydi bakışların. Ellerin kınalı, yüreğin yaralı.
 
Şimdi benim ilgarımsın. Halimle kuvvetlenen, kalbimde filizlenen, dilimde dallanan ilgarımsın. Senden gayri yar lazım değil yüreğime.
Bakışlarım seyretmeye doyamadığım camlarıma vuran yağmur gibiler. Muzdarip yüreğimin düşanı sensin.
 
Bana sevginin rengini soruyorlar "o nasıl bakarsa" sevgi renktir diyorum. O nasıl söylerse aşkın dili odur diyorum. Öyle inanıyorum ki aşk senin bakışın... söyleyişin... duruşun.
Susmalıyım Lebibe. Susmalıyım! Dilim bir çözülürse yüreğinde toprak kaymaları başlar. Ben ise sustukça sana doğru kayıyorum. 16.10.10
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 145
Nemer
 
 
Nağıl: Masal
İlgar: Söz yemin
Nemer: Düğün bahşişi
Düşan: Anlayan

Benliğime Hakim Bir Tepe

Benliğime Hakim Bir Tepe

Sevgili Lebibe

Bana hakim bir tepeden bakıyor gibi olsan.
Nereden, hangi açıdan akacak olursam olayım seni görebilsem.
Orada olduğunu bilsem, insana müthiş bir rahatlık ve emniyet veren yakınlığını hissetsem.
Sesinin sıcaklığında ısınsam, soluklarının alevleriyle pişsem, her bakışında bir kez daha canevimden vurulsam.


Bana hakim bir tepeden bakıyor gibi olsan...
Eteklerine tutunsam ve hiç bırakmasam...
Eteklerinin rüzgarıyla bir sağa bir sola savrulup dursam.
Hazanımı unutsam, hiç solmayacak olan baharına sığınsam.
Beni senden bilseler hep.

Bana;

"O güzelin gedası..."
"O güzelin sevdalısı..."
"O güzeli seven haddini bilmez..."
"O güzele yanık..."
"O güzele meftun..."
"O güzelin eşiğine yüz süren.."deseler 


Bana hakim bir tepeden bakıyor gibi olsan... Tıpkı benliğime hakim bir tepeden baktığın gibi. 22.10.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 148
Benliğime hakim bir tepeden