aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2010

Senden bana kalan yüceliğe yakın bir yalnızlık

Senden bana kalan yüceliğe yakın bir yalnızlık

Sözlerle ne kendimizi ne de duygularımızı tam olarak dile getiremeyiz. Yine de bu mesafeden yapılabilecek tek yol budur. Bayram yaklaştı. İnançlarımız kadar kültürel köklerimizin de etkili olduğu bu bayramın bir adına da şeker bayramı demişler.  Gönlümün istediği bir bayramımız olsun. Bu senin doğum gününü saymazsak seninle olan ilk bayramımız.


Duygularımı sana açma fikrini ilk söylemeyi düşündüğüm gün senin doğum günündü. Bir şeyleri aktarmak ve anlatmak için daha erken olduğunu düşünerek vazgeçmiştim. Doğrusunu da yapmışım. Şimdi anladım ki içimden geçen duyguların ilk anlatılışı uyandıran ilk intiba kalıcı ise bu intibayı uyandıracak söylemi iyi yapmalı ve ikna edici boyutuyla yapılmalı. Duygularımı çıplak anlatabilseydim keşke.


Seni sevmekle bir sonsuzluğa sevdalandığımın farkındayım. Seni sevmeye bir ömrün yetmeyeceğini de biliyorum. Sonsuz olanda ilerleyebilmek hoş şeydir.Sen benim iyi niyetli aynamsın ve ben bu iyi niyetli aynada kendimi seyretmekten haz alıyorum. Seni sevmek önce bir buluş sonra öğrenmekti. Buluşuma sevgiyle, öğrendiğime güvenle bağlandım.


Bu noktada senden bana kalan yüceliğe yakın bir yalnızlık... Kasıklarımdan başlayan, ellerim ve ayaklarımdan bağlanmış farklı iki yöne çekiliyormuşçasına sancıların var. Sevdandan sebep kabuk bağlayan bir yaranın bıraktığı tat bedenimde dolaşıyor. Seni seviyor olmak başlı başına bir yücelik olsa gerek. Yücelere sevdalı olanların başı yüceliğe değmese bile gözleri sürekli yücelerde gezinir.


Neresinden tutsam sevdanın bir başı bağrıma bağlı. Lebibe sen gözlerimde bir ebemkuşağısın. Kaderime yazılı kar tanem, yanan  bağrıma düştüğünden beri bendeki yangınlarda ilahileşmeye başladı. Seni sensiz asla... 06.09.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 132
Senden bana kalan yüceliğe yakın bir yalnızlık

Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.

Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
 
Bugün Eylül. Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
Sebebini bilmediğim bir yakınlıktasın artık. Büyüsen sen ve senli değerlere dönüşen yüreğim. Sana aşkı öğretecek değilim. İsterse eğer bir gönül, ne yarılıklar durdurabilir onu ne maniler. Mevsimin inadına gönlüme hazanı sürmeyeceğim. Sararmaya başlayan tenlerimiz, beyazlaşmaya başlayan saçlarımızın aksine ömrümüzü yeşerteceğiz. Umutsuz olmayacağım artık ve beni uzaklarda ilikli tutan ne varsa kırıp söküp atacağım. Bunu da yapacak kudreti içimde çakan kıvılcımlardan alacağım.
 
Sen bilmeyeceksin ben; şehrine geleceğim. Soluduğun havayı soluyacağım. Bastığın topraklara bir kez daha basacağım. Geçtiğin caddelere uğrayacağım, gözlerinin dokunduğu soğuk tepeleri seyredeceğim. Sen geldiğimi bilmeyeceksin. Ellerimde çiçekler olmayacak ama yüreğimde allı, aklı güller yetiştireceğim. Sıcaklığımız mevsimle tanımlanamayacak kadar yeni olacak. Zirvelerimizde kar gülleri varken dallarımızda nar kızıllığında güllerimiz olacak. Susmalarımız konuşmalarımızdan daha çok şey anlatacaklar.
 
Bakışların Lebibe. İçimdeki kısrağı kırbaç yemişçesine dörtnala koşturuyor. İçimdeki tüm kuşkonmaz tepelerim kuşlarca istila ediliyor. Şeffaflaşıyor tenim günışığı kanıma kadar sokuluyor. Ellerin kuraklaşan tenime nazaran Bedir Kuyuları gibi serinleşiyor birden. Yankısına sığınıyor sesim. Kör iliklerim parmaklarım dokunmadan çözülüyor. Kendi bakışlarımı damgalıyorum birden. Tescilleniyor baş eğişim.
 
Hasat mevsiminin en bereketli başağıdır saçların. Teninde ne yetiştiriyorsun böyle. Kondar kokuları geliyor burnuma Lebibe. Beni vasati bir yaşamın kıyılarından sürükleyen sesinde can buluyorum. Payimal edilen benliğimden bir ben doğurmama sebep sensin.(T)en'siz seviyorum seni.
Lebibe sanki beni yakından sevmeyi bırakıp uzaklardan sevmeye gitmişsin. Ben gidişinde ayaklarından kalkan tozları toplamış, bıraktığın izlere yüz sürmüşüm sanki.
Ayak izlerinin izi dudaklarıma çıkmış. Seni sevdiğimi ordan bilmişler. 01.10.10
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 130
Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Kendi yüzüme karşı savaşıyorum Lebibe. Acı veriyor bana, ağır yük oluyor omuzlarıma yüzümdeki endişe. Yüzsüz olmadığım gibi, birden fazla da yüzüm olmadığını görüyorum. Süratımda bir tutam kara sakal var. Onu da acılarımın bir kısmını gizlemek için kullanıyorum. Saçlarım yıldızlanmaya başlayalı bir iki yıl olmuş.


Baktığımız aynaların neden tek yüzü vardır biliyor musun? Onlar iki yüzlü olmayı beceremezler bir türlü. Olmamaları da iyidir aslında. Aynalar kendilerine değil bize dürüsttürler bunu da biliyorum. Kendimle olan en büyük savaşım bana karşı dürüst olmaları yüzündedir.  Geveze olmayan bir dil kullanıyorlar bize karşı. "Neyseniz onu görün, nasıl bakarsan öyle gör!" derler bize. O kadar dürüsttürler ki kendilerine bakan kirli yüzlerle bile kirlenmezler.

Seni kendimle birlikte bir aynaya hapsedebilmeyi istiyorum. Acaba yanyana duran yüzlerimiz nasıl olur. Aynalara baktığımızda bize neyi anlatırlar. Senin yüzünden geçen tebessümler benim acılarımı örterler mi? Korkaklığımızın aynaların neresine sığınacağını da merak ediyorum.

Aynalar geleceği gösteremezler. Onlar geçmişin günümüze uzanan elleridir. Alaycı bir dilleri olmadığı gibi hepten de suskun değildirler. Başka kâmuslardan kelimeler devşirmezler. Bütün kelimelerin bir karşılığı vardır onlarda ve bütün hallerin en kifayetli anlatımıdır yüzlerine yansıyanlar. Aynaların da kendi istekleri vardır. Her şeyden önce bakacak iki göz, kendini beğenmeyen bir us ve bitaraf bir vicdan isterler onlar. Onlar bu giysisiz halleriyle bir kadından daha güzel gözükürler.

Bazen benim seni görebileceğim bir dikiz aynam olsun istiyorum. Her nereye gidecek olsan ben senden önce gitmiş olsam ve ben seni hep dikizden görebilsem. Telaşlarını görsem, koşturmalarına şahit olsam ve rüzgarlarda uçuşan saçlarınla olan cedelleşmene şahit olsam onda. Sahi Sebe! sen aynalara bakınca sevmeyi öğrenmiş ve bu öğrendiğini dile getirebilen cesaretli birini görebiliyor musun?


Her şeye rağmen aynalarda nasıl gözükmek istiyorsam, öyle yaşama gayretimle birlikte keyfiyeti had sayfada olan bir kalp taşıdığımı görüyorum. Bu paralelde endişelerim yüzüme yansımış durumda. Ben aynalara baktığımda bozulmuş bir kimya da görüyorum Lebibe. Bu eser senin. Bir kimyagerin işi nedir ki? Birinin kimyasını bozmak mı, yoksa çözmek mi? 29.06.10


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektupalar 115
Aynalar başka kamuslardan kelimeler devşirmezler

Sevdayı çiselercesine yaşamalı

Sevdayı çiselercesine yaşamalı


Sevdayı çiselercesine yaşamalı. İnce ince yağmalı ki tenlerin sevgi zerreciklerini yudumlamaya, içlerine doğru çekmeye vakti olsun. Bardaktan boşalırcasına yaşanan sevdalar erken coşmalara neden olurlar ve her zaman büyük zararlarla bırakarak geriye çekilirler. Çiselemek bir barış ve uzlaşı elidir. Bardaktan boşalırcasına olmak daha çok saldırı ve ele geçirme gibidir. Çiselercesine yaşamalı sevdaları.


Büyük sevgi açlıkları yaşayan yüreklerimize, tıka basa bir sevda sokarsak eğer, kuşatma yaşayan ve ikmal yolları kesilen kale mürettebatının kuşatmanın kalkması veya yardım gelmesiyle açlığa alışan midelerini doyurmak hamlesiyle yediklerinden sebep ölmeleri gibi yüreklerimiz parçalarız. Bırak sevdamız önce tenlerimize çiselesin. Saç köklerimiz doya doya ıslansın daha sonra boynumuza doğru akmaya başlasın. Gönül çukurumuza ulaştığında bu ıslanma dudaklarımız kanmış olsun. Ellerimize görünmeyen bir kelepçe takalım kendi irademizden. Çelikleşsin irademiz ve biz eğer bir gün köprüleri yıkma kararı aldığımızda hiç bir mani bundan vazgeçiremesin. Bizler kendi köprümüzü yıkarken başka sevdaların yolunu kesmiş olmayalım. Az fakat devamlı olsun bu sevda paylaşımı ve yağmuru.


İnsan dibine kadar sokulduğu dağın aşılabilir olduğunu iki şekilde anlayabilir. Birincisi bu dağ yaklaştıkça büyür. Aşılmaz gibi gözükür. Eğer yeterince uzaktan bakabilirse o dağı bakışlarına hapsedebilir ve bir bakışta görebilecek mesafeye gidebilirse aşılabilir bir dağ olduğunu da anlar insan. Bu benim çocukluğumda dağları aşma yöntemimdi. Gözlerime sığan her şey aşılabilirdi. Ben büyüdükçe yaklaşmasını öğrendim. Yaklaştıkça büyüdü dağlar, aşılmaz gözüktüler. Ben daha da yaklaştıkça uzaktan göremediğim akabelerini görmeye, keşfetmeye başladım. Bunlar dağların zayıf noktalarıydı. Uzaktan karar vermek, denemeden imkansızlığını iddia etmek zirveleri aşmayı yeterince istememekti.

Bir aşkın bitmesine engel çevre değil sevdalıların gayretsizliğidir. Değişmeyen, değişemeyen sevmesini bilemez. Sert rüzgarlara karşı sertliğinden ödün vermeyen dal eninde sonunda kırılır. Bazen kalıplarından, kurallarından esnemeli insan.

Anladım ki zorluk diye bir şey yok. "En zor" diye tanımlanan; karşısında duran zayıf iradelercedir. İradeler ne kadar zayıfsa imkansızlar o kadar çok olur. 23.06.10



Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 113
Sevdayı çiselercesine yaşamalı


*Bu mektupları orjinal el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.

Sen içimdeki bu Nemrudi yangını henüz tam bilmiyorsun.

İlk defa bu kadar derin sevebilmenin ürpertisi içersindeyim.
Her şeyin yarısı sensin ve her şeyin yarısı senin sanki. Sevmenin olduğu kadar sevilmeninde gerekliliğini öğretiyorsun bana. Sevmek benim hakkım olduğu kadar sevilmekte benim hakkımmış öğrenmeye başladım. Sevmenin alfabesini su gibi biliyordum, sayende sevilmeyi yeni yeni söküyorum. Aslında ben sevilmenin alfabesini de su gibi içebilmekten korkuyorum.


Sana alışmak korkusu kadar, senin bana alışman kokusunu da yaşıyorum. Ya gecelerimi bölmeye başladığın zamanları adet haline getirirsen. Ya soluklarının derinleştiği zamanların bir anından bende geçer olursam. Ya seni düşündüğüm zamanlar uzun baygınlıklar sonu kendine gelme ve birşeyi hatırlamama şekline bürünürse. Ya dudakların, gözlerin, boynun, sesin, ses tonun birbirlerini takip eden basamaklar haline gelirlerse ve bu merdiven beni sana, seni bana özel yaparsa.


Yangınların en korkuncunu yaşamaya başladım. Ateş almayan bir uzvum kalmadı. Denemediğim söndürme şekli de kalmadı. Sanırım senden gitmeliyim. Bunu başarabilirsem iki ayrı bedende tütmeyi becerebilirim. Eğer beceremezsem ki becerememekten korkuyorum bu duman beni elevermekle kalmayacak aynı zamanda beni sana da verecek.

Önce seslerimiz alıştı birbirine. Sonra bakışlarımız alışacak. Gözlerim gözlerinde yuva yapmaya başladıkları zaman tüm dünyamıza yayılacağız. Senin içinden bir ben, benim içimden sen doğacaksın. Keşke bu doğum olmadan kürtaj yaptırmayı becerebilsem. Ben sana geleceğin yangınından haber veriyorum. Daha fazla yanmadan gitmeyi denemeliyim.


Kendimi bu sevda tepesinden bir mancınıkla fırlatabildiğim kadar uzağa fırlatmayı denemeliyim. Kendini ateşe veren çalılık gibiyim. Yanıyorum ve sen içimdeki bu Nemrudi yangını henüz tam bilmiyorsun.03.06.10



Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar-104
Sen içimdeki bu Nemrudi yangını henüz tam bilmiyorsun.

*Bu mektupları orjinal el yazmalarımdan değişiklik yapılmadan alınmıştır.

Ruh hayatı sürekli yanında taşır

Ruh hayatı sürekli yanında taşır

İnsanın kalbinde hissettiklerini düşününce onu en çok ruha benzetiyorum. Ruh hayatı sürekli yanında taşır. Ruhun ölümü diye bir şey olamaz. Belki varlığı gözardı edilebilir ama asla ölümlü olamaz.


Hissettiğimiz şeyler de böyledir. Şimdi sen eline bir keski alıp kalbimden kendini kazıyabilir misin? Ya da bir çuvaldız alıp her tarafımı kanatsan seni seven yanımı kanatabilir misin? O zaman sevdiğim yanımın dokunulmaz bir yanı da var.

Sen ki bu sevginin müsebbibi ve kaynağıyken sen bile bu sevgiyi öldüremiyorsan...  Duygular meydana geldikleri an itibariyle ölümsüzleşirler. Sonra başka duygularla ya geliştirirler ya da örtülürler. Bende ki sen hiç değişmeyecek bir bünyeye büründü.

Ağzım, elim, ayaklarım, ayaklanmalarım sensin. Bakışıma güzellik, buseme tad katansın. Meğer bir başı göklerde tepeymiş sevgin.13.09.10




Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 133
Ruh hayatı sürekli yanında taşır

Nemer

Nemer
 
Sen hangi nağılın güzelisin böyle. Hangi düğünün nemeriydi bakışların. Ellerin kınalı, yüreğin yaralı.
 
Şimdi benim ilgarımsın. Halimle kuvvetlenen, kalbimde filizlenen, dilimde dallanan ilgarımsın. Senden gayri yar lazım değil yüreğime.
Bakışlarım seyretmeye doyamadığım camlarıma vuran yağmur gibiler. Muzdarip yüreğimin düşanı sensin.
 
Bana sevginin rengini soruyorlar "o nasıl bakarsa" sevgi renktir diyorum. O nasıl söylerse aşkın dili odur diyorum. Öyle inanıyorum ki aşk senin bakışın... söyleyişin... duruşun.
Susmalıyım Lebibe. Susmalıyım! Dilim bir çözülürse yüreğinde toprak kaymaları başlar. Ben ise sustukça sana doğru kayıyorum. 16.10.10
 
 
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 145
Nemer
 
 
Nağıl: Masal
İlgar: Söz yemin
Nemer: Düğün bahşişi
Düşan: Anlayan