20 Ocak 2011

Deprem Günlüklerim



Deprem Günlüklerim


Sevgili Sinhare

Daha bugün yaşanılan Değirmendere Depremi ile hayatımda dört deprem yaşamış oldum. Bunlardan birisini artçı olarak saymak gerektiğinden üç deprem diyebiliriz. Üçünden de bir şekilde kurtulmuş oldum senin ifadenle dördüncüden yırtabilirmiyim bilmiyorum.

Yaşadığım ilk deprem Erzincan Depremidir. O zamanlar daha üniversite öğrencisi idim ve Erzurum'da bir kolej ziyeretine gitmiştik. Orada yaklaşık bir hafta kalacak ve o bölgede kamp yapacaktık. Ramazan ayına denk gelmişti ve camide teravih namazı kıldığımız bir anda camideki avizelerin sallanmasıyla farketmiştim. Tabi cemaatten bırakıp çıkanlarda olmuştu. İlk defa yaşamdığım bu deprem bende farklı ve derin düşünceler uyandırmıştı. Herşeyi yerinden oynatabilen bir gücün varlığına inanıdık ama ilk defa bu gücün tezahürüne şahit olmuştum. Yakın bir şehirde büyük bir felaket olmuştu. Tabi planımızda bir değişiklik yapmadık ve devam ettik. O süreçten hala aklımda kalan ve hatırladıkça içimi nedamete garkeden bir yaşanmışlığımda olmuştu. Başımızda bulunan eğitimcilerden birisi kolejin çatısına tüneyen güvercinlerden yaklaşık on tanesini yakalamış ve o dar düşünce şekliyle yiyecek başka bir şey yokmuşçasına kesmiş ve pişirmiş sonra da soframıza getirmişti. Yemeğe başladığımız anda kimse birşey söylemediğinden ilk önce keklik eti olabileceğini düşünmüştüm. İlk parçayı yedikten sonra yediğim etin keklik eti tadında olmadığını söylediğimde güvercin eti demiş ve sofradan kalkmama sebep olmuştu. O gün bu gündür aklıma geldikçe damağım kamaşır.


Yaşadığım ikinci deprem Gölcük Depremidir. Hayata yeni yeni ısındığım o dönemde hayata bakışımı değiştiren bir yaşanmışlıktı. Yaklaşık beş yıllık eğitimcilik hayatımla birlikte vatani görevimi yaptığım süreçte biriktirdiğim paramla birlikte başımı sokacak bir evim olsun istemiş ve bu isteği hayata geçirmiştim. Birikimin elimdeki paranın döviz cinsinden olması ve istikrarsız ekonomimizden sebep ikiye üçe katlanan birikimim olmuştu. Depreme yakalandığımız anda şehir merkezinde kiraladğım beşinci kattaki evimde kitap okurken yakalanmıştım. O günlerde gecede ikibuçuk-üç saat uykuyla yetinebiliyordum. Kitap okurken dışarıda sıcak bir esinti hissetmiş ve okuduğum sayfamı bitirip balkona esintiye çıkmayı düşünüyordum ki sallantı başladı. Sonradan kırkbeş saniye olduğunu öğrendiğim o sallantı sanki beş dakika kadar uzun gelmişti. İlk sallantı durunca evin balkonuna çıktığımda ilk önce sürekli çalan araba alarmları dikkatimi çekmişti. Apartmanların çatılarında düşen kiremitler ve sallantı alarmların çalmasına sebep olmuştu. Sonra içeriye girdim odadan koridora çıktığımda ayaklarıma takılan kitaplardan evin geniş koridoruna yerleştirdiğim kütüphanemin yıkıldığını anladım. Kitaplarımın üzerinden geçerek elimi yüzümü yıkadım. Sonra takım elbisemi giyip, kravat takarak aşağıya indim. Arabam hemen yüz metre ilerideki çok katlı otoparkta idi. Oraya doğru yöneldiğimde eskiden Tekel Deposu dediğimiz ama sonraları şaibeli bir yangınla yerinden taşınan ve yeşil alana dönüştürülen alanda yüzlerce insanın üzerlerinde battaniyeler veya sadece yatak kiyafetleyile olduğunu gördüğümde işin vahametini anlamıştım.  O zaman nasıl yaptığımı nasıl bu kadar cesaretli olduğumu hala anlayamadığım üçüncü kata çıktım ve arabamı çalıştırarak aynı meydanın önüne geldim. Kısa br süre durdum ve babamların oturduğu Körfez ilçesine doğru hareket ettim. Tüm yaşamım boyunca arkadaşlarımdan duyduğum " ne kadar soğuk kanlısın böyle" kelimesiyle neleri kasdettiklerini daha iyi anlamıştım. Babamların oturduğu yere yaklaşık yüzelli metre yakınlıkta çok güzel bir ev yaptırmıştık. Dört arkadaş her şeyi planlamış ve evi lüks hale getirmiştik. Daha bir gün önce kuraları çekmiştik ve bana ikinci kat çıkmıştı. Tamamı beş katlı olan apartmanın giriş katını arabalarımızın park yeri olarak düşünmüş ve o şekilde yaptırmıştık. Evimin yıkılıp yıkılmadığını merak etmemiştim bile çünkü benim için önemli olan anne, baba ve kardeşlerimin yzülerini görmekti. Ellerini öptüm sevincimi gösterir mimiklerle dualar ettim. Meğer benden önce ailemden en küçük kardeşim Salih gidip baktığınd yıkılmış olduğunu görmüş ve kendi aralarında bana hemen söylememe kararı almışlar. Kızkardeşim Emine'ye evden ne haber diye sorduğumda telaşlanıp ağabey gitme canın sıkılır dediğinde ne olmuş olabileceğini anladım ve gitmedim. Sonra bakmak için gittiğimde binanın çökmediğini ama tamamen yan yanttığını gördüm. İçimi acıtan bir şey daha var ki insanoğlonun ne kadar vahşileştiğini, haramileştiğini gördüğüm insanları yıkılan evin cam çerçevelerini, su saatlerini sökerken gördüm. Parasını benim ödediğim evin malzemelerini benim gözümün önünde çalıyor, çıkarıyorlardı. Ta ki bu ev benimdi ama yıkıldı dediğimi duyunca utanıp gidinceye kadar.


Hayatın böyle ani sunumlarına alışmaya başlamıştım. O zamana kadar hayatımda kot pantolon pek giymeyen bir yanım ve tercihim vardı. Yine hayatın bana sunduğu nimetlerinde farkındaydım. 1998 yılının mart ayı başında vatani görevimi bitirmiş görevime hemen dönmüş ve Aralık 1998 de evimizi yaptırmaya başlamış ve sekiz ay gibi bir zaman zarfında sonuna gelmiştik. Yirmiyediyaşındaydım ama altımdan araba eksik olmamış ve evimi yaptırmıştım. Yıkılması da mukadderattı. İlk gün aldırmadım bile. Aynı gün kurtarmalara katılmış, enkazların altına girmiş, peşpeşe cenaze namazlarına katılmış hatta kıldırmış ve defnetmiştim. Ertesi gün akşama doğru arabamla annemi babamı ve kardeşlerimi alıp şehri yukarıdan gören bir tepeye çıktığımızda hüzünlü hüzünlü şehre bakıp ağlamıştım ve annem beni teselli etmişti. Annemin oğlum onları sen kazandın canın sağolsun yine kazanırsın, üzülme Allah'ın takdiri demesi beni rahatlatmıştı. Tabi deprem gerçeğiyle yaşamaya alışmıştık. Annemler evlerinin yanında kendi imkanlarımızla yaptığımız baraka da yaşıyorlardı. Benim sürekli etkinliklere katılmamdan rahatsız oluyorlardı. Yine öyle bir günde yanlarında kalmaya ikna etmişlerdi. Annemler üç katlı bir binanın ikinci katılda oturuyorlardı. Gece olunca ben evde uyuyacağımı söylediğimde annem buna pek razı olmamıştı. Babamsa bence kalmayın ama sen bilirsin derdi. Babam ben ne yapmak istediysem asla karşıma durmadı "sen bilirsin" diyerek kararlarıma rıza gösterirdi. Annemde bardk ve fincanları vitrine dizmek bir adettir. Gece üç sularında önce ufak tıkırtılarla başlayan sallanma duyduğumda benimle aynı odada uyuyan kardeşim Salih'e seslenerek "deprem oluyor hadi çabuk fırla" dememle yerimden fırlayıp açık olan camın önüne çıkmam iki saniyeyi geçmemişti. Kafamdan geçen " eğer bu bina yirmi saniyede çökerse, on saniyede buradan çıkmak bizi hayatta tutacaktır" gibi bir düşünceydi. Pencereden hemen birbuçuk metre aşağıda arabamın garajı vardı ve ben önce onun üzerine oradanda yere atlamayı planlamıştım. Planladığımı yapmaya kalktım ve garajın üzerine atladım. Atlamamla bastığım yerin kırılması ve aşağıya düşmem bir oldu. Sonrada arabanın garajı üzerime yıkıldı. Bilmiyordum ama meğer etermit denilen malzeme yağmur ve güneşi gördüğü zaman gevrek ve dayanıksız hale gelirmiş. Yokarıya baktığımda Salih'in tam atlamak üzereyken garajın yıkıldığını farkettiğini ama dengesini kaybederek yere başının üzerine düştüğünü gördüm. Yerimden kalktım ve arabama doğru dolayısıyla annemlerin çadırına doğru yürümeye azmettim ama araba solda olmasına rağmen kendimi kontrol edemeyip sola gittiğimi farkedince yolun ortasına oturdum. O sırada annem çığlıklarla çıkmış ve karşı komşumuz hanım teyze kendi bildiğini yaparak başımda su dökmeye başlamış gözümü açtığımda kafamdan aşağıya bir bidon su akıtılıyordu. Kardeşime bakmalarını söyledim ve bizi hastahaneye kaldırdılar kardeşim bir kaç dakika bilinç kaybı yaşamış. Hastahaneyi gittiğimizde bizim gibi olanların bir hayli fazla olduğuna şahit olmuştum. Hemşire üzerimdeki pijamayı keserek çıkardı. Vücudumda yüzde seksene varan morluklar vardı. Garajın üzerine, oradan yere düşüşüm esnasında olanlar yetmiyormuş gibi birde başıma yıkılan bir  garaj vardı. Şanslıymışım yoksa o etermit parçaları vücüda dik geldiklerinde saplanabiliyorlarmış. Artçıların birini yaşamıştık ve herkese akıl veren ben o gece cesaretten öte cahilce davranıp evde uyumaya kalkmıştım. Vücudumdaki morluklara rağmen yürüyebiliyordum. Hatta hayatımın en ilginç anılarından biridir. Arabamı evde bırakıp yine takım elbiseyle bu kez dolmuşu kullanarak işime, okuluma gidiyordum ki babamların yaşadığı mahallede beni tanıyan pek olmadığındn dolmuşta şöyle bir konuşmaya şahit olmuştum. Dolmuşu kullanan kişi arkasında oturana  "insanlar panikten pencereden, bolkonda atlayarak yaralanmışlar" dediğinde arkasında oturan şahıs  "bizim yan sokakta iki kardeşin ikisi birden atlamışlar ikisi de hastanede yatıyorlarmış. Salaklar dördüncü kattan atlamışlar, kolları bacakları kırılmış"

Bahsettiği kahraman ( o öyle demese de) bendim ve arkasında oturuyordum. Sesimi bile çıkarmadım. Otururken, hareket ederken canım yanıyordu. Ofisimde ilk karşılaştığım kişi Faruk'tu. Bana elini uzattı ben uzatmayınca bir şey mi oldu? deyince avucunun içi parçalanan ve sarılı olan sakladığım elimi göstererek yaşadığımız tecrübeyi anlattım. Gülümseyerek "hocam sen macera olsun diye atlamışsındır yoksa senin kadar soğukkanlı birini görmedim sen ayakkabılarını giyer saçını tarar merdivenlerden inerdin" diyerek dalga geçti. Ben akşama kadar okulda kalmayı planlarken duyduklarım duyacaklarımın habercisidir diyerek kurtulmak için çıkıp gittim. Bu benim yaşadığın ikinci deprem tecrübesinin artı olanıydı ama yıkılan evim kadar çok şeyimi götürmemişti. Yıkılan evi arsasını sattık nasizpsizliğe bak ki o paraya ikibin dolar dah ilave ettim ve bankadan çekmedim. Sonra devlet bankaya el koydu ve benim o param hala yedi-sekiz türk lirası ediyorken sattığım arsanın şu anki bedeli yüzbin türk lirası civarı.


Yani Sinhare hayat bana hep gülmedi. Hep ellerinde güllerle karşılamadı ama içimdeki geleceksin hayali beni hep canlı, iradeli ve beklemekli tuttu. Diyebilirimki her seferinde hayata yeniden sarıldıysam bunu içimdeki kıza yani şimdilerde karşıma çıkan sana borçluyum.

Hayatımdaki üçüncü deprem tecrübesi ise yeni yaşanılan oldu. İlk aklıma gelen, duyduğum hissettiğim an seni aramak, sana ulşamak oldu. Hani sen derdinya üzüntü veya sevinç anlarında aklına gelebiliyormuyum diye. Tabi ki demiştim şimdi bir tecrübeyle daha sabit oldu ki sen hep aklımdasın.

Sevincimde, hüznümde sana endeksli ve merkesinde sen varsın. Uzaklarda olsan da ben burada üşüyor olsam teninin sıcaklığını düşünüp direnirim. Yanıyor olsam da geleceğin günün hazzını düşünür sabrederim. Sen ki içimdesin benimlesin söyle Sinhare gönlüm  senden gayriyi neylesin. 21 0cak 2011







Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 212
Deprem Günlüklerim

1 yorum:

  1. "Bir sen mi ağladın bir sen mi yandın
    Ben de gülemedim yalan dünyada
    Sen beni ömrümce mutlu mu sandın
    Yalandan yüzüme gülen dünyada"

    diye bir türkü dinlemiştim. Hayat böyle işte Sinhare

    YanıtlaSil