30 Ocak 2011

Hüznü Arayan Adam Şeyhmus Çiçek'in İkinci Şiir Kitabı "Ağlamanın Ardından" a dair...




Hüznü Arayan Adam Şeyhmus Çiçek'in İkinci Şiir Kitabı "Ağlamanın Ardından" a dair...

Sensin

Ademin soy ağacı
En ince dalı sensin
Sensin zehirden acı
Peteğin balı sensin

...

Bir feryad bir kargaşa
Eşlik ediyor naaşa
Kafa değince taşa
Bakarsın ölü sensin

Her şairin bir ayak izi vardır. Şair şiirin izini sürerken arkasında ayak izleri bırakır. Bu ayak izleri bizlere şair hakkında bilgiler verirler. İyi bir okuyucu ve tahlilci bu ayak izlerinden şairin aksak mı yoksa çolak mı olduğunu çıkarabilir. Şair ayak izlerini toprağa değil mısralara bırakır. Bu izler aynı zamanda şairin kendine has bir yürüyüşü olup olmadığını, başkasını taklit edip etmediğini gösterir. Tahlilci ve okuyucu ise kafasında bu izler sayesinde şaire ait bir portre oluşturur. Okuyucu mısralardaki bu ayak izlerini takip etmeye başlar. Aslında şairin vardığı nokta ile okuyucunun varacağı  nokta aynı noktadır. Mısralarla başlayan ve yine mısralarda biten bu yolculuk değildir bu. Mısralarla başlayan bu seyahat okuyucuyu diyar diyar gezdirir.

Şiir

Yorgan bir iğnedir döşek çuvaldız
Şiirdir her gece uykuma batan
Şiir hep benimle dolaşır gündüz
Şiirdir her gece benimle yatan

...

Şairin şiire tarifler getiren, benzetmelerde bulunan ve şiirle olan ilişkisini dile getiren bu şiirinde Bahtiyar Vahapzade'nin üslubuna yakın bir üslup kullandığını söylemeliyim. Azeri Türk şiirinin son zamanlardaki önde gelen şairlerinden olan Vahapzade'yi okuyup okumadığını bilmemekle beraber son dönem şairlerinden sadece ve sadece Vahapzade'de rastladığım bir üslup. Şeyhmus Çiçek ile Vahapzade'nin benzer bir noktası daha var ki ikisi de inançlarından gelen menkıbeleri ve değerleri şiirlerine ustaca taşımayı başarmışlardır.

Şair Şeyhmus Çiçek "Ağlamanın Ardından" isimli kitabında zaman zaman hece veznini denemek istemişse de belli bir ölçüye uymayan hece veznini çağrıştıran dörtlük tarzı serbest vezin şiirlerinde daha başarılı olduğunu söylemeliyim.

Üçüncü Alem isimli şiirinde "Bir alem görüyorum gözlerimi açmadan" diye başlayan mısralarının akabinde gelen dizeler görsellikten öte düşünsel ve hayal aleminden alıntılar yapmış ve gözleri kapamadan görülen an'ın hazır bulundurduklarından öte şeylerden bahsederek önce çelişkiyi meydana getiriyor ve ardından  
ustaca ifadeler kullanıyor ki başlangıç dizesindeki çelişkiyi unutuyor ve bambaşka bir aleme seyahat ediyorsunuz. Şairin bu yanı gözardı edilmemelidir. Çünkü şairin "Ab-ı Hayat" şiirinde de aynı mantalite ve kurguya rastlamaktayız. Şair maddi, somut olandan yola çıkarak soyut ve hazır bulunmayanı resmetmektedir. Bu hazır bulunmayan zaman zaman geçmişten sürüklenerek getirilen değerler ve kavramlar zaman zaman da kalemini çalakalem kullanarak daha yaşanmamışın ensesinden aldığı kabarcıkları resmetmektedir. Abı-ı Hayat şiirinin eşiğinden girdiğinizde sizi Yecüc Mecüc, Hızır ve şiirimizin ilham kaynağı olan pınarlar karşılamaktadır. Hayalen bu seyahatten kurtulup geçmişi yaşamaya başlıyorsunuz ve ayaklarınızın toprağa bastığını hissediyorsunuz ta ki aşağıdaki son dörtlüğü okuyuncaya kadar.

Ab-ı Hayat

.....

Eş dost öldü zor dayandım
Evlat acısıyla yandım
Kan ter içinde uyandım
Bir baktım ki düşümdeyim

Her şairde olduğu gibi Şeyhmus Çiçek'te de sık tekrar ve kullanımıyla öne çıkan simgeler vardır. Şairler kendilerini bunlara daha yakın hissederler. Çiçek'te öne çıkan şey ise "ayna"dır. Eski Ben isimli şiirinde aynalarla yüzleşmektedir. Bir kabullenemeyiş görülür bu şiirde oysa bir "Aynalar Bakın Bana" isimli şiirinde bu yüzleşmeyi yaparken tarzı haline getirdiği şeyi yine yapmakta zaman ve hayatın kendisine düşürdüğü yıpranma, olgunlaşma, yaşlanma belirtilerini kabul etmemekte ve aynaların bir şeyleri eksik gösterdiğini aslında kendisinin değişmediğini vurgulamaktadır. Okuyucu sisli, çizik bir aynaya baktığını tam kabullenmişken ikinci dörtlükte aynalardan bir istekte bulunmaktadır. Bu istek şudur;

Gözde bulut başka kar
Yüzümü sarmış efkar
Ya dede ya ihtiyar
Bir isim takın bana

...

Sen çılgındın sarhoştun
Gah ağladın gah coştun
Deyin beyhude koştun
Vebali yıkın bana

mısralarıyla şiirine harika bir final yazmıştır.

Son zamanlarda sıkça kullandığım ve yetenekli şairlerimizin pes edip susmalarından mütevellit huzursuzluklarım var. Şairler iyi bir yapılanmaya ve çağın gereği olan sivil toplum kuruluşu haline gelememelerinden dolayı geçim ve maişet sıkıntısına düşüp kalemlerini terk etmektedirler. Sırf bu sebepden onlarca yetenekli şairimiz şiiri ve yazmayı bırakıp toplum içinde sıradanlaşmakta ve yetenekleri kaybolup gitmektedir. Şeyhmus Çiçek ile alakalı aynı kaygıları yaşamaktayım. Maişet derdi yazma yeteneğini bir kenara ittirmemesine dair dualarım var. Bir yandan da şair yaşam gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır tabi. Burada şaire düşen şey bu yeteneğini yaşatma adına uykularından feragat edip yazma melekesini geliştirmeli ve sürekli hale getirmelidir. Cebinden kalemi ve defteri eksik olanlar ilhamı yakalasalar bile yazamazlar. Şairler için kağıt ve kalemi yanlarında taşımak hüviyet cüzdanı kadar önemlidir.


Bir Damla Zehir

Gömleği arkadan yırtılan da var
Geçmişi sayesinde kurtulanda var


Hayat

Başı toprak sonu toprak
Arasında birkaç yaprak
Elimizde çifte kalem
Karaladık parmk parmak


Eksi günah artı sevap
Böyle göründü hesap


"Ağlamak" şiirinde hüznü arayan adamla karşılaşıyoruz. Ben bunu şairin gülmekten ictinap etmesine bağlıyorum. Şairin böyle bir yapısı olduğunu gözlemledim. Gerçeği ve getireceği şeyi bildiği halde ısrarla üzerine gitmesi, açık dillilikle ilan ve beyan etmesi, kendi yaşadığı toplumun eksik, hasarlı ve biçimsel şekil değiştirmiş sapkınlıklarını bir takım yaftalamalara maruz kalma pahasına yazması hüzünleri şairimizin adresine taşımaktadır. Şiirlerinde hüznü arayan kadar adresinden hüzünlerin eksik olmadığı bir adam görmekteyiz.

Ben ağlamaya yatkınım
Gülmek bana ters gibi
Eğlence sıkar beni
Çelikten kafes gibi

...

Yas çekmek cennet bana
Dans etmek cehennemdir


...

Altmış yaş seyahatları var şairin. Zaman zaman yaşamadığı zaman dilimlerini (gözlemleyerek) kaleme almaya  çalıştığını görmekteyiz. Şairin yaşıyla ilgilenmeyen bir okuyucu olmak gerektiğimizi defaaten dile getirmişimdir. Şairin sosyal kimliği önbilgisiyle okunmaya başlanan şiirden doğru hazzı ve mesajı alamayacağımız kesindir. Her şairde olduğu gibi Şeyhmus Çiçek'te de geleceğe yolculuğu görüyoruz. İyi bir gözlemleme ve mepati kurmayla da bunu şiiirlerine taşımayı başarmaktadır.

Yolcu

         Köksal Akçalı'ya

Gidiş dönüş bileti
Aldık kalu belada

Bir bekleme müddeti
Gelip geçti arada

...

Ya başa bela olduk
Ya başımız belada

...

"Ağlamanın Ardından" isimli kitabının ikinci bölümü olan "Sırlarım Mısralarda" şiirinde okuyucuyu geçmişe seyahate sürükleyen şair aynı zamand kendi şiirini anlamak ve anlayabilmek için bir temel olması gerektiği gerçeğini perçimlemektedir. İnandığı veya başkalarının inandığı değer ve bu değerler meydana gelirken meydana gelen olayların tarihe düştükleri notları bilmeyen okuyucu şiirlerini eksik anlayacaktır. Yusuf'u kuyuya sonra da Züleyha'ya götüren yolu öğrenmemiş veya bilmeyen okuyucu (ki bunların sayısı hiç de az değildir) anlatılmak isteneni tam anlamayacaktır. İlk bölümde olduğu gibi bu bölümde de aynı hikayeye göndermeler yapılmaktadır.

Sırlarım Mısralarda


Ben kuyu yazdım
Siz içindeki çocuğu bulun

....

Züleyha beni Yusuf ederken
Arkadan yırtılan duygularımdı

....

Şehymus Çiçek'te Yusuf ile Züleyha'nın hikayesi baş hikayedir. Bu hikayeyi hayatının dizeleri diyeileceğimiz böylesine ustaca aktarmak yetenek işi olmakla birlikte bu hikayeyi kana kana içmekle de alakalıdır. Sırlarım mısralarda bölümünde şair "sen" kavramı üzerinde durmuştur. Buradaki muhatap sevgilidir ve zaman zaman "içimdeki ses" zaman zamanda "sensizlik",  "seni sevmeden", "seni gördükten sonra", seni sevdim", "seni arıyorum", "sana benziyor" ifade ve başlıklarıyla yansımaktadır.

O Resimdi

...

O resimdi
Seni özledikçe
Hasret ile baktığım
Ve o resimdi
İhanetini duyunca
Nefret ile yaktığım

Yenildim Baba bölümünün şiirleri daha yalın şiirler ve yakın hayat takibi konularını ihtiva ediyor. Bir itiraf gibi duran bu başlık altında gerçeklerle yüzleşme bölümleri var

İflas Eden Bezirgan


İflas eden bezirgan
Hani nerde sermayen
Ne çabuk geçmiş zaman
Sönmüş hayalin gayen

...

Artık her şey ters gibi
Günün gecen yas gibi
Eskimiş bir tas gibi
Dökülmüş tüm emayen

Yalınlığın hakim olduğu bir şiir " İflas Eden Bezirgan "  şiiri. Yine hayat gerçeğinden başka bir şey olmayan bu şiirde bunu yalın bir dille anlatma başarısı gerçeğini de görmekteyiz.

"Sinop Cezaevi" şiiri başkalarının hayat hikayelerini aktarmak gibi duruyor. Şairin yaptığı bu değil midir? Empati kurarak acılar çekmek. "Halim" şiiri de öyledir. Başkalarının hikayelerini ihtiva eder. Şairler empati kurabildikleri sürece toplumun şairi olurlar. Bu empati şairi yaptığı işte başarıya götüren (neredeyse) tek  yoldur. Şiirini hangi "...izm" sınıfına dahil olursa olsun empati şarttır.

Töre

Bizim hediyelerimiz silah
Festivallerimiz atıştı
Ya bu dedelerimizden kalma bir günah
Ya da biri bizi böyle eğitmişti

Hasmını ezebilmek için
Analar oğlan doğuruyordu
Kendi evladını aç bırakanlar
Kapının önünde köpek doyuruyordu

Kanunla hak aramak korkaklık sayılırdı
Adam dövebilmek ise en büyük onurdu
Bir de laf taşıyan dedikoducular vardı
Boş kalan yerleri de onlar doldururdu

Bir elimizle aç karınlarımızı tutarken
Öbür elimizle bıyıklarımızı kıvırırdık
Güçlülerin çirkin lafını yutarken
Zayıfların anasını ağlatırdık

Kızlarımızı satıyorduk
Başlık parasına, süt parasına
Üstüne bir de hediyeler istiyorduk
Gelinin yakın akrabasına

bu şiir Anadolu'da töre gerçeğinin kendisiydi. Geldiği toprakları, doğduğu toprakları, yaşadığı şartlar ve töreleri sorgulamayan şairin kalemi özgür değildir. Özgür olmayan bir kalem vermesi gereken mesajda kısıtlamalara gidecektir. Görmeniz gereken gerçeği görmez ve bu gerçekle yüzleşmezseniz yazacağınız şeyler doğru duygu ve mesajları içermeyecektir. Bu da her şiir en az bir duygunun ifadesi ve aynasıdır. Şair bu şiiriyle gerçeği yazmakla kalmamış Töre-2 ismini verdiği şiirde de çözüm yolundaki engelleri sarih bir şekilde ifade etmektedir.

Şair Şeyhmus Çiçek'i iki dörtlüğünü yukarıda zikrettiğim "sensin" şiiriyle tanımıştım. Şeyhmus Çiçek başında Erciyes'in karı, avuçlarında İbrahim'i yakan nârı aynı anda taşıyabilen bir şair. Onun serüvenini ifade edebilecek en güzel ifade "Hüznü Arayan Adam" ifadesi olacaktır. Yalın ve kendine has diliyle gelecekte görüşebileceğimiz bir kalem.

Bekir Kale Ahıskalı
Ekim 2010

Arayışla buluş arası



Arayışla buluş arası

Yabancı iklimlere doğru esen yeller
Sevgilinin kokusunu almayın benden
Arayışla buluş arası kaybolan zaman
Kırıntılarını silkeleyip süpürsün beni
Yabancı iklimlere doğru esen yeller


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 120

Saçlar



Saçlar

Sevdiğim kadının saçları
Sayısız yelkenlerle doludur
Düş kokuları akar teninden
Baharı uçlarından akıtır
Sevdiğim kadının saçları

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 119

Kokusuz Yatak



Kokusuz Yatak

Şehvet kokmaz benim yatağım
Gözlerim gözlerince ateşlerde
Öpücüklere kapılmaz dudağım
Yürektendir benim dokunuşum
Şehvet kokmaz benim yatağım

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 118

Sarhoş Gemi



Sarhoş Gemi

Sarhoş bir gemiyim azgın fırtınada
Gizemli sır dolu aynaya benzer yüzüm
Yatışamayan hıçkırıkları yutarken
Varlığın derinliklerine akar giderim
Sarhoş bir gemiyim azgın fırtınada

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 117

Yaşamın sınırları



Yaşamın sınırları

Yaşamın sınırlarını sevdiğim kadın belirler
O gülerse ben de gülerim matem evimde
O istersin yeter ki masum bir melek olurum
İstesin dudağımdan iksir akar esmer tenine
Yaşamın sınırlarını sevdiğim kadın belirler

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 116

Sürgün gibi



Sürgün gibi


Kendimi bir sürgün gibi hisssediyorum
Yalnızlığın ve acıların yeniden ekildiği
Dağınık, savurgan yaşamın kollarında
Yalnız, unutulmuş yetim misali halimle
Kendimi bir sürgün gibi hisssediyorum

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 115

29 Ocak 2011

Bana bir haller olmaya başladı

Bana bir haller olmaya başladı


Sinhare hayatım merhaba



Bana bir haller olmaya başladı. Çabuk duygulanan, çok ağlayan birisi olarak iyiden iyiye hassaslaştım. Bir dizi, bir film veya sokakta karşılaştığım bir görüntü gözlerimi yaşarttığı gibi zaman zaman kendimi alamayıp köşe bucak kaçıp tenhalarda ağlar oldum. Bunun sana olan özlemim, aşkım ve hasretimle alakalı olduğununda farkındayım.
Bu sebeple bu tür manzara ve duygusal ortamlardan kaçmaya çalışsam da bir şekilde karşılaşıyor ve ağlıyorum. Dün tüm gün boyunca onlarca kez aradım. Karne günü olması bana ayrı bir merak ve heyecan vermişti. Sonucun ve meyvenin ne olduğunu tahmin etmeme hatta bilmemem rağmen yine de duymak istedim. Senden bu bilgiyi alınca da gidip karne hediyesi niyetine birşeyler satın aldım. Daha önceleri bebek ve köpek almıştım şimdi ise kaplan, ceylan ve zebra aldım. Bu alıklarımı ona veremeyecek olsam bile elimde, evimde muhafaza edeceğim. Ayrıca bir de merkebimiz var. Kimbilir bakarsın birgün..


Bana bir haller olmaya başladı. Dün gece televizyon kanallarında dolaşırken "Hanımın Çiftliği" isimli bir diziye rastgeldim. Senaryonun uyarlandığı romanı daha önce ilgi ve büyük bir keyifle okumuştum ama uyarlanmış halini merak ettim. Dizide idam edilecek olan birisi hakkında son kararrın onayı beklenirken bir babanın evladını kurtarmak için gösterdiği çaba anlatılıyordu. Bu sonuçsuz çabayı görünce duygularıma hakim olamadım ve ağlamaya başladım. Yaklaşık bir saat sürekli ağladım. İçimdeki uzaklığı resmetmesi ve zaman zamanda sensiz dünyamdan çekip gitme isteğinin içimde fısıldamaya başlamış olmasının da etkisi var. Beni seyrettiğim ve gördüğüm her olayın içine çeken ve gözyaşlarına boğan sana olan sevgim ve sana olan hasretimdir. Her gördüğümde birşeyleri eksik bıraktığım sensiz asla tamamlanamadığım gerçeğiyle yüzleşmemi sağlıyor.

Bana bir haller olmaya başladı. İnternet ortamından biraz daha uzak olma kararı aldığımdan bu yana hayatıma yenilikler katmaya başladım. Öncelikle okumasını bilmeme rağmen yazmak olarak biraz zayıf olduğumu bildiğim Osmanlıca'yı daha iyi yazmak ve daha iyi öğrenmek için birisinden kurs almaya başladığımı söylemiştim. Haftada belli bir saat toplamı olmamasına rağmen ben günde bir saatimi ders alarak ama yaklaşık iki saatimi bu işe ayırıyorum. Sözlük ve kelime manalarıyla bilsem bile istılahta kullanılan bazı kelime ve sözcükleri daha iyi öğrenmeye başladım. Yeni yeni sözcükler ve halk, avam tabirleri öğrenmeye başladım. Kendileri sağolsunlar İbrahim bey (bana bu dersi veren kişi) bu işte hem ehil hem de çok gayretli. Belli bir kazanç amacı gütmeden bilgisini arkadan gelecek olanlara aktarma gayretinde. Eğer bu şehirde fazla kalabilirsem ve İbrahim beyin yaşamı müsade ederse bu işi uzunca bir süre devam ettirmek istiyorum. O kadar ki kendilerinin yaklaşık beş-altı yıllık öğrencileriyle karşılaştım. Eğer beni motive etmek amaçlı cümleler kurmuyorsa ben onbeş günlük eğitimle yaklaşık altı aylık yol almış durumda imişim. Temel ve altyapımın olmasının da etkili olduğunu biliyoruz. Dedelerimizn ayrıca dinimizin vahyedildiği lisanı yazarak öğrenmek beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Son zamanlarda günlük sayfa sayısını yüz sayfalara indirdiğim kitap okumalarımı tekrardan ikiyüz sayfanın üzerine çıkardım. Ayrıca ameliyatın etkilerinin kalkmasıyla birlikte sporuma da yeniden dönmüş oldum. Sabah sporumu aksatmamaya başladım.

Bana bir haller olmaya başladı. Gece düşümde ezan okunuyordu. O sırasa üzerim açık uyuyakalmışım ki validem odamın kapısını açarak üzerimin açıldığını, hasta olabileceğimi söylediğini duydum. Yerimden fırladım düşümde gördüğüm ezanın etkisini atamamış olmalıyım ki içimde seni sevdiren,içimde kendisini de sevdirene secde etmek amacıyla vaktin üzerime görev olarak düşürdüğü vazifeyi yaptım. Yeniden elime kitap aldığımda saatin 03:15 olduğunu gördüm. Oysa vaktin üzerime vazife olarak serdiği vazifeye daha iki saat vardı. Gülümsedim ve kitap okumaya başladım. Çünkü ben 02:30 vivarında uyumuştum. İçimde bir (huzursuzluk veya eziklik) eksiklik olduğunu hissedişimin uykularıma yansımış haliydi. Validemin ameliyatı ve onun başında bulunmak zorunluluğumda beni iyice diken üstünde tutmaya başladı. İnan ömrümde sen de olmasan bir köşeye çekilip sessiz sedasız yaşamaktan daha öte şeyler düşünüyorum.


Ah çocuk içimde ne kadar da sevilesisin böyle. Ben de bunu  geregini yapıyorum işte. 19 Ocak 2011


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 214

Umudumu çalma yeter




Umudumu çalma yeter

Umudumu çalma yeter
Aç bırak sonra lokmamı çal istersen
Emeğimi harca, ömrümü taşlara çal
Kapına köle et, kervanına kıtmır kıl
Umudumu çalma yeter


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 114

Bir sehim




Bir sehim

Bir sehim daha karış bana
Bir sen karış bana Sinhare
Kaşlarını çat kamberine
Saçlarını savur yüzüme
Bir sehim daha karış bana


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 113

Sehim: Hisse
Kamber: Hizmetçesi

Kantik




Kantik

Dudaklarım ezberini bozdular
Karabaşlara tövbe unutturup
Kakavan bir sevgili
Kantik bir ninni tutturdular bak
Dudaklarım ezberini bozdular

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 113

Karabaş: Evlemeyen rahip
Kakavan: Kendini beğenmiş budala,
Kantik: Hristiyan İlahisi

Kıtlık




Kıtlık

Kıtlığın gözlerimde büyüyor
Sevilesi yüzün nerede şimdi
Kahrolası yüreğim seni diliyor
Aç değil açık değilim yine de
Kıtlığın gözlerimde büyüyor

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 112

28 Ocak 2011

Zamanın Kılıcı


Zamanın Kılıcı

Merhaba Sinhare

Zaman içimdeki seni iyice kocamanlaştırdı. İçime sığmaz oldun. Sesini her duyuşumda nasıl heyacanlanıyorum bilemezsin. Sevgiye dair ne varsa uluorta haykırmak istiyorum. Seni anlatmak, seni yazmak, seni yaşamak istiyorum. Böylesi bir yangına karşı koyabilecek ne gözyaşım var ne de başka şey.

Sevildikçe sevilen yanın yok mu senin. Baktıkça bakılası gözlerin.Belkide sen bile şaşırıyorsun bu aşka, bu ilgiye. Kendinde sevilecvek bu kadar yan ve yön bulunmasına akıl erdiremiyorsun belkide. Beklentisiz bir aşkta bundan bite şeyler olmamalı. Aşk karşılık beklemeden, karşılığa takas edilmeden sevmek olsa gerek. Ne bir soluğun, ne bir işmarın ne de bir işvendir beni sana bağlayan şey. Beni sana bağlayan, kördüğüm eden ruhundaki güzelliklerden başka birşey değildir. Yoksa insan bir adın yaklaştığında gözüne kocaman gelen dağlar bir adım geriye çekildiğinde göz sınırları içerisinde küçülebiliryorlarsa insan sevdiğine de öyle olabilir belki ama bu bende mümkün değildir. Seni sevmek bir bahar sevdası, bir yaz hülyası değil. Seni sevmek hazanda açan çiçek gibi kısa bir ömrüden haz aolabilmektir belkide. Öyle seviyorum seni.

Sevgili Sinhare

Her sabahı bekleyişimi bilemezsin. Nasıl sancılar çektiğimi, kaç defa uyandığımı, uyuyamadığımı içimi kemiren sensizlik illetini nasıl susturmaya ve ona nasıl dayanmaya çalıştığımı bilemezsin. Böylesi bir buz kesiğiyle nasıl mücadele edeceğimi bilemiyorum. Bana demiştin ki "keşke başkasını sevseydin de sevgiyi kıyaslama imkanın olsaydı" ah çocuk sevgi kıyas götüremeyecek kadar hassas bir çizgide yaşam bulur. Seni sevdiğim için bana deli diyorlar bende kendini sevdirdiğin, bu kadar güzel olduğun için sana deli diyorum.

Geçen zaman bana neler getirdi. Yaşamamız gerekeni yaşıyoruz sanırım. Validem ameliyat oldu. Dün bir cenaze namazına katıldım. Yıllardır tanıdığım ve yurtdışında yaşayan bir amcamızdı. Son görüştüğümüzde "hakkını helal et yavrum bana öyle geliyor ki bu son görüşmemiz" demişti. Dediği gibi de oldu.

Şimdi birkaç gün yoğun olacağım günler başlıyor. Bu sürede seni ihmal edersem kıymet bilmezliğime ve yoğunluğuma ver. Zaman kılıcını kınanı koyasa bir gün ben sana asıl o zaman tüm damarlarımda kesilirim.

Seni seviyorum. 28 Ocak 2011


Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 213
Zamanın Kılıcı

27 Ocak 2011

Susmak



Susmak

Yumdum işte gözlerimi
Konuşturda görelim hadi
Dudaklarım yaslandı yine
Mevta oldu sözcüklerim
Yumdum işte gözlerimi


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 111

U/mut gülü

U/mut gülü

Sen u/mut gülüsün
Yüreklere su serpen
Mutlanır dalında yel
Yaprağın seyranidir
Sen u/mut gülüsün

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 110

İsyan



İsyan

Bir isyan asılır yanık alnıma
Kederlerime bekçilik ederim
Tebessümün düşer gözüme
Dudağımda sandallar yüzer
Bir isyan asılır yanık alnıma

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 109

Aşina



Aşina

Yangınına aşinayım, yalnızlığı yabancı
Bir heves değil düşlerine girme sevdası
Omuzlarımda bir fakirin yalnızlığı yaşar
Ah çocuk! yüreğin yangınımdan bihaber
Yangınına aşinayım, yalnızlığı yabancı

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 108

Kör Bıçak



Kör Bıçak


Kör bıçakta kıvam olmaz Sinhare
Sevda öğrenebilen bir şey değil
Kanda durdurulamayan bir şeydir
Ona bir şey güç gelmez güç verir
Kör bıçakta kıvam olmaz Sinhare


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 107

26 Ocak 2011

Eksik resital



Eksik resital

Sensiz eksik kalır kulağımda resital
Çekilir elem değildir senin yokluğun
Kaleme güfte her soluk alış verişin
Vaveyla olur sensiz esamem olmaz
Sensiz eksik kalır kulağımda resital

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 106

Aşk Sirkati



Aşk Sirkati

Ellerim eğreti değil benimkisi aşk sirkati
Sincana takılan bir bakış gözümde kalan
Septik şua başımı şerareyle taciz eden
Dudağımda sayha, toprak ayakta sayem
Ellerim eğreti değil benimkisi aşk sirkati

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 105

Sirkat: Hırsızlık
Septik: Kuşkucu, şüpheci
Sayha: Çığlık
Şerare: Kıvılcım
Saye: Gölge
Sincan; Dikenli çalı

Sevgiliye ne/ki



Sevgiliye ne/ki

Sevgiliye ne/ki ölürsem ben ölürüm derdimden
Seven ben bel bağlayan yol bekleyen yine ben
Dert çekerim yaşam kuyusundan dinlenmeden
Canı yanan benim canımı yaktıkça acı dilinden
Sevgiliye ne/ki ölürsem ben ölürüm derdimden

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 104

En makbul dua



En makbul dua

Camlarda inlerse yağmur en makbul dua budur
Duyabilirsen eğer konuşur mezardaki mevtalar
Nefes yorarken dudakları nöbetteyken kirpikler
Doğana ağıt yakar, ölene gülerler hep beraber
Camlarda inlerse yağmur en makbul dua budur

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 103

Yüreğimi kavuran



Yüreğimi kavuran

Bir acısın yüreğimi kavuran
Hayalinle ateş aktı gözüme
Sarısına siyah değdi günün
Çapraz ateşe düştü visalim
Bir acısın yüreğimi kavuran

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 102

Visal: Kavuşma

Yarım kalan rüya



Yarım kalan rüya

Uykusuna kanmamış rüyanın kalanıyım
Sara'yı eller apardı da öldü mü Nebeti
Müfte bir yaşa sürdüğüm mü sanılıyor
Peyserimde kurşuni yeller esmiyor mu
Uykusuna kanmamış rüyanın kalanıyım

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 101

24 Ocak 2011

Çıkak




Çıkak

Çıkağından öpmek vardı seni dünyada
Zebun kalbime bir vakfeyken ak yüreğin
Vaktaki nabızlarım dururlar damarımda
Eşarım susar, ezharım hazana gark olur
Çıkağından öpmek vardı seni dünyada

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 100

23 Ocak 2011

Kalbimin Gerçeği



Kalbimin Gerçeği

Ne  rüya ne hülya sen kalbimin gerçeğisin
Aralansa tüm kapılar sanki çıkıp geleceksin
Ararken  her yerde deva oldun bende derde
Sarmasan da ellerinle gözlerinle değeceksin
Ne  rüya ne  hülya sen kalbimin gerçeğisin


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 99

22 Ocak 2011

Buz Kesiği



Buz Kesiği


Kış da geldi geçiyor buz kesiği yaramdan
Ne bir kar gördü gözlerim ne de gözlerini
Beyazın firarını yaşıyorum kader dağında
Tenin uzakta, nefesin yok dudak bağımda
Kış da geldi geçiyor buz kesiği yaramdan

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 98

Hadi Gülümse




Hadi Gülümse

Alınyazımı biraz aklaştırmak için gülümse
Beyaz olmaz belki de kirli beyaza dönsün
Vuslat olmaz belki ama ihtimali bulunsun
Başımdan aşağı dökülsün ılık ılık bakışın
Alınyazımı biraz aklaştırmak için gülümse

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 97

Ten Tuzu




Ten Tuzu

İnsanın ten tuzu  yaralarını yakar
Umutlarının tükendiği vakit ertesi
Kemikleri kırılır, inceldiği yerden
Sesi uçurumlardan aşağıya düşer
İnsanın ten tuzu  yaralarını yakar

Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 96

Sevgiyi hissettirmek



Sevgiyi hissettirmek

Sevmek sadece yüzüne söylemek değil
Sevgiyi söylemeden de hissettirebilmeli
Yürek kanamalı sevgili eline diken batsa
Boğulacak olmalı  lokmayı yutkunamasa
Sevmek sadece yüzüne söylemek değil


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 95

Hasat Düşleri



Hasat Düşleri

Toprağı sürüp, okşamadıysan eğer
Suyla olan sevdasını anlamadıysan
Saçlarını tarayıp, belik örmediysen
Hasat düşleri görmeyi beklememeli
Toprağı sürüp, okşamadıysan eğer


Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 94

20 Ocak 2011

Deprem Günlüklerim



Deprem Günlüklerim


Sevgili Sinhare

Daha bugün yaşanılan Değirmendere Depremi ile hayatımda dört deprem yaşamış oldum. Bunlardan birisini artçı olarak saymak gerektiğinden üç deprem diyebiliriz. Üçünden de bir şekilde kurtulmuş oldum senin ifadenle dördüncüden yırtabilirmiyim bilmiyorum.

Yaşadığım ilk deprem Erzincan Depremidir. O zamanlar daha üniversite öğrencisi idim ve Erzurum'da bir kolej ziyeretine gitmiştik. Orada yaklaşık bir hafta kalacak ve o bölgede kamp yapacaktık. Ramazan ayına denk gelmişti ve camide teravih namazı kıldığımız bir anda camideki avizelerin sallanmasıyla farketmiştim. Tabi cemaatten bırakıp çıkanlarda olmuştu. İlk defa yaşamdığım bu deprem bende farklı ve derin düşünceler uyandırmıştı. Herşeyi yerinden oynatabilen bir gücün varlığına inanıdık ama ilk defa bu gücün tezahürüne şahit olmuştum. Yakın bir şehirde büyük bir felaket olmuştu. Tabi planımızda bir değişiklik yapmadık ve devam ettik. O süreçten hala aklımda kalan ve hatırladıkça içimi nedamete garkeden bir yaşanmışlığımda olmuştu. Başımızda bulunan eğitimcilerden birisi kolejin çatısına tüneyen güvercinlerden yaklaşık on tanesini yakalamış ve o dar düşünce şekliyle yiyecek başka bir şey yokmuşçasına kesmiş ve pişirmiş sonra da soframıza getirmişti. Yemeğe başladığımız anda kimse birşey söylemediğinden ilk önce keklik eti olabileceğini düşünmüştüm. İlk parçayı yedikten sonra yediğim etin keklik eti tadında olmadığını söylediğimde güvercin eti demiş ve sofradan kalkmama sebep olmuştu. O gün bu gündür aklıma geldikçe damağım kamaşır.


Yaşadığım ikinci deprem Gölcük Depremidir. Hayata yeni yeni ısındığım o dönemde hayata bakışımı değiştiren bir yaşanmışlıktı. Yaklaşık beş yıllık eğitimcilik hayatımla birlikte vatani görevimi yaptığım süreçte biriktirdiğim paramla birlikte başımı sokacak bir evim olsun istemiş ve bu isteği hayata geçirmiştim. Birikimin elimdeki paranın döviz cinsinden olması ve istikrarsız ekonomimizden sebep ikiye üçe katlanan birikimim olmuştu. Depreme yakalandığımız anda şehir merkezinde kiraladğım beşinci kattaki evimde kitap okurken yakalanmıştım. O günlerde gecede ikibuçuk-üç saat uykuyla yetinebiliyordum. Kitap okurken dışarıda sıcak bir esinti hissetmiş ve okuduğum sayfamı bitirip balkona esintiye çıkmayı düşünüyordum ki sallantı başladı. Sonradan kırkbeş saniye olduğunu öğrendiğim o sallantı sanki beş dakika kadar uzun gelmişti. İlk sallantı durunca evin balkonuna çıktığımda ilk önce sürekli çalan araba alarmları dikkatimi çekmişti. Apartmanların çatılarında düşen kiremitler ve sallantı alarmların çalmasına sebep olmuştu. Sonra içeriye girdim odadan koridora çıktığımda ayaklarıma takılan kitaplardan evin geniş koridoruna yerleştirdiğim kütüphanemin yıkıldığını anladım. Kitaplarımın üzerinden geçerek elimi yüzümü yıkadım. Sonra takım elbisemi giyip, kravat takarak aşağıya indim. Arabam hemen yüz metre ilerideki çok katlı otoparkta idi. Oraya doğru yöneldiğimde eskiden Tekel Deposu dediğimiz ama sonraları şaibeli bir yangınla yerinden taşınan ve yeşil alana dönüştürülen alanda yüzlerce insanın üzerlerinde battaniyeler veya sadece yatak kiyafetleyile olduğunu gördüğümde işin vahametini anlamıştım.  O zaman nasıl yaptığımı nasıl bu kadar cesaretli olduğumu hala anlayamadığım üçüncü kata çıktım ve arabamı çalıştırarak aynı meydanın önüne geldim. Kısa br süre durdum ve babamların oturduğu Körfez ilçesine doğru hareket ettim. Tüm yaşamım boyunca arkadaşlarımdan duyduğum " ne kadar soğuk kanlısın böyle" kelimesiyle neleri kasdettiklerini daha iyi anlamıştım. Babamların oturduğu yere yaklaşık yüzelli metre yakınlıkta çok güzel bir ev yaptırmıştık. Dört arkadaş her şeyi planlamış ve evi lüks hale getirmiştik. Daha bir gün önce kuraları çekmiştik ve bana ikinci kat çıkmıştı. Tamamı beş katlı olan apartmanın giriş katını arabalarımızın park yeri olarak düşünmüş ve o şekilde yaptırmıştık. Evimin yıkılıp yıkılmadığını merak etmemiştim bile çünkü benim için önemli olan anne, baba ve kardeşlerimin yzülerini görmekti. Ellerini öptüm sevincimi gösterir mimiklerle dualar ettim. Meğer benden önce ailemden en küçük kardeşim Salih gidip baktığınd yıkılmış olduğunu görmüş ve kendi aralarında bana hemen söylememe kararı almışlar. Kızkardeşim Emine'ye evden ne haber diye sorduğumda telaşlanıp ağabey gitme canın sıkılır dediğinde ne olmuş olabileceğini anladım ve gitmedim. Sonra bakmak için gittiğimde binanın çökmediğini ama tamamen yan yanttığını gördüm. İçimi acıtan bir şey daha var ki insanoğlonun ne kadar vahşileştiğini, haramileştiğini gördüğüm insanları yıkılan evin cam çerçevelerini, su saatlerini sökerken gördüm. Parasını benim ödediğim evin malzemelerini benim gözümün önünde çalıyor, çıkarıyorlardı. Ta ki bu ev benimdi ama yıkıldı dediğimi duyunca utanıp gidinceye kadar.


Hayatın böyle ani sunumlarına alışmaya başlamıştım. O zamana kadar hayatımda kot pantolon pek giymeyen bir yanım ve tercihim vardı. Yine hayatın bana sunduğu nimetlerinde farkındaydım. 1998 yılının mart ayı başında vatani görevimi bitirmiş görevime hemen dönmüş ve Aralık 1998 de evimizi yaptırmaya başlamış ve sekiz ay gibi bir zaman zarfında sonuna gelmiştik. Yirmiyediyaşındaydım ama altımdan araba eksik olmamış ve evimi yaptırmıştım. Yıkılması da mukadderattı. İlk gün aldırmadım bile. Aynı gün kurtarmalara katılmış, enkazların altına girmiş, peşpeşe cenaze namazlarına katılmış hatta kıldırmış ve defnetmiştim. Ertesi gün akşama doğru arabamla annemi babamı ve kardeşlerimi alıp şehri yukarıdan gören bir tepeye çıktığımızda hüzünlü hüzünlü şehre bakıp ağlamıştım ve annem beni teselli etmişti. Annemin oğlum onları sen kazandın canın sağolsun yine kazanırsın, üzülme Allah'ın takdiri demesi beni rahatlatmıştı. Tabi deprem gerçeğiyle yaşamaya alışmıştık. Annemler evlerinin yanında kendi imkanlarımızla yaptığımız baraka da yaşıyorlardı. Benim sürekli etkinliklere katılmamdan rahatsız oluyorlardı. Yine öyle bir günde yanlarında kalmaya ikna etmişlerdi. Annemler üç katlı bir binanın ikinci katılda oturuyorlardı. Gece olunca ben evde uyuyacağımı söylediğimde annem buna pek razı olmamıştı. Babamsa bence kalmayın ama sen bilirsin derdi. Babam ben ne yapmak istediysem asla karşıma durmadı "sen bilirsin" diyerek kararlarıma rıza gösterirdi. Annemde bardk ve fincanları vitrine dizmek bir adettir. Gece üç sularında önce ufak tıkırtılarla başlayan sallanma duyduğumda benimle aynı odada uyuyan kardeşim Salih'e seslenerek "deprem oluyor hadi çabuk fırla" dememle yerimden fırlayıp açık olan camın önüne çıkmam iki saniyeyi geçmemişti. Kafamdan geçen " eğer bu bina yirmi saniyede çökerse, on saniyede buradan çıkmak bizi hayatta tutacaktır" gibi bir düşünceydi. Pencereden hemen birbuçuk metre aşağıda arabamın garajı vardı ve ben önce onun üzerine oradanda yere atlamayı planlamıştım. Planladığımı yapmaya kalktım ve garajın üzerine atladım. Atlamamla bastığım yerin kırılması ve aşağıya düşmem bir oldu. Sonrada arabanın garajı üzerime yıkıldı. Bilmiyordum ama meğer etermit denilen malzeme yağmur ve güneşi gördüğü zaman gevrek ve dayanıksız hale gelirmiş. Yokarıya baktığımda Salih'in tam atlamak üzereyken garajın yıkıldığını farkettiğini ama dengesini kaybederek yere başının üzerine düştüğünü gördüm. Yerimden kalktım ve arabama doğru dolayısıyla annemlerin çadırına doğru yürümeye azmettim ama araba solda olmasına rağmen kendimi kontrol edemeyip sola gittiğimi farkedince yolun ortasına oturdum. O sırada annem çığlıklarla çıkmış ve karşı komşumuz hanım teyze kendi bildiğini yaparak başımda su dökmeye başlamış gözümü açtığımda kafamdan aşağıya bir bidon su akıtılıyordu. Kardeşime bakmalarını söyledim ve bizi hastahaneye kaldırdılar kardeşim bir kaç dakika bilinç kaybı yaşamış. Hastahaneyi gittiğimizde bizim gibi olanların bir hayli fazla olduğuna şahit olmuştum. Hemşire üzerimdeki pijamayı keserek çıkardı. Vücudumda yüzde seksene varan morluklar vardı. Garajın üzerine, oradan yere düşüşüm esnasında olanlar yetmiyormuş gibi birde başıma yıkılan bir  garaj vardı. Şanslıymışım yoksa o etermit parçaları vücüda dik geldiklerinde saplanabiliyorlarmış. Artçıların birini yaşamıştık ve herkese akıl veren ben o gece cesaretten öte cahilce davranıp evde uyumaya kalkmıştım. Vücudumdaki morluklara rağmen yürüyebiliyordum. Hatta hayatımın en ilginç anılarından biridir. Arabamı evde bırakıp yine takım elbiseyle bu kez dolmuşu kullanarak işime, okuluma gidiyordum ki babamların yaşadığı mahallede beni tanıyan pek olmadığındn dolmuşta şöyle bir konuşmaya şahit olmuştum. Dolmuşu kullanan kişi arkasında oturana  "insanlar panikten pencereden, bolkonda atlayarak yaralanmışlar" dediğinde arkasında oturan şahıs  "bizim yan sokakta iki kardeşin ikisi birden atlamışlar ikisi de hastanede yatıyorlarmış. Salaklar dördüncü kattan atlamışlar, kolları bacakları kırılmış"

Bahsettiği kahraman ( o öyle demese de) bendim ve arkasında oturuyordum. Sesimi bile çıkarmadım. Otururken, hareket ederken canım yanıyordu. Ofisimde ilk karşılaştığım kişi Faruk'tu. Bana elini uzattı ben uzatmayınca bir şey mi oldu? deyince avucunun içi parçalanan ve sarılı olan sakladığım elimi göstererek yaşadığımız tecrübeyi anlattım. Gülümseyerek "hocam sen macera olsun diye atlamışsındır yoksa senin kadar soğukkanlı birini görmedim sen ayakkabılarını giyer saçını tarar merdivenlerden inerdin" diyerek dalga geçti. Ben akşama kadar okulda kalmayı planlarken duyduklarım duyacaklarımın habercisidir diyerek kurtulmak için çıkıp gittim. Bu benim yaşadığın ikinci deprem tecrübesinin artı olanıydı ama yıkılan evim kadar çok şeyimi götürmemişti. Yıkılan evi arsasını sattık nasizpsizliğe bak ki o paraya ikibin dolar dah ilave ettim ve bankadan çekmedim. Sonra devlet bankaya el koydu ve benim o param hala yedi-sekiz türk lirası ediyorken sattığım arsanın şu anki bedeli yüzbin türk lirası civarı.


Yani Sinhare hayat bana hep gülmedi. Hep ellerinde güllerle karşılamadı ama içimdeki geleceksin hayali beni hep canlı, iradeli ve beklemekli tuttu. Diyebilirimki her seferinde hayata yeniden sarıldıysam bunu içimdeki kıza yani şimdilerde karşıma çıkan sana borçluyum.

Hayatımdaki üçüncü deprem tecrübesi ise yeni yaşanılan oldu. İlk aklıma gelen, duyduğum hissettiğim an seni aramak, sana ulşamak oldu. Hani sen derdinya üzüntü veya sevinç anlarında aklına gelebiliyormuyum diye. Tabi ki demiştim şimdi bir tecrübeyle daha sabit oldu ki sen hep aklımdasın.

Sevincimde, hüznümde sana endeksli ve merkesinde sen varsın. Uzaklarda olsan da ben burada üşüyor olsam teninin sıcaklığını düşünüp direnirim. Yanıyor olsam da geleceğin günün hazzını düşünür sabrederim. Sen ki içimdesin benimlesin söyle Sinhare gönlüm  senden gayriyi neylesin. 21 0cak 2011







Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 212
Deprem Günlüklerim