Biraz da Sen Ağla

Biraz da Sen Ağla

Biraz da Sen Ağla  isimli eserimden alınmıştır

-B
Benim için biraz da sen ağla
Bilinmeyen bir aşkın
Başka bir delisine çevirdiğin için
Bu cehennem sıcağı olan çöllerde
Benim için, biraz da sen ağla

İçinden geldiği gibi içerimdeymişsin gibi ağla
İniltilerini kulaklara kısmadan
İklimlerini değiştirerek ayrılığın
İstemediğin sevdalara sürüklenmeden
İçinden geldiği gibi içerimdeymişsin gibi, biraz da sen ağla
-R
Reddiyeler dizmeden ayrılığa ağla
Rehineler istemeden hayallerime
Rahlelere bir kitap gibi dizerek gözyaşlarını
Reva mı diye düşünmeden bu yaşadıklarını
Reddiyeler dizmeden ayrılığa, biraz da sen ağla
-A
Aynalardaki görüntüye aldırmadan ağla
Aldatılsan da gecenin karanlığında
Ayrılık gösterseler de her bakışında
Ay’a, Gün’e, Yıl’a , Hayat’a küsmeden
Aynalardaki görüntüye aldırmadan, biraz da sen ağla
-Z
Zor gecelerime bedel olarak ağla
Zerdüştler gibi ateşlere eğilmeden
Zebaniler gibi ışıktan korkmadan
Zalimliğinle zulümlere yenilmeden
Zor gecelerime bedel olarak, biraz da sen ağla
-D
Dalından koparılan güller gibi ağla
Dar da bırakmadan körpe yüreğini
Duman, duman olup dağ başında
Deli çay’lar gibi kaynağından fışkırırcasına
Dalında koparılan güller gibi, biraz da sen ağla
-A
Arkam sıra saçlarını yolmadan ağla
Ayaza çalmadan gün dönümleri
Avutmadan geleceğe olan umutlarını
Avuçlarını dudaklarınla parçalamadan
Arkam sıra saçlarını yolmadan, biraz da sen ağla
-S
Soluklarını bir iki… diye saymadan ağla
Sürur* kaynağı bilerek yaşanılan sevdayı
Sabahlara bırakmadan gecenin hesabını
Saklamadan feryatlarını hiç bir canlıdan
Soluklarını bir iki… diye saymadan, biraz da sen ağla
-E
Ellerine toplayarak gözyaşlarını ağla
Ekim sarısına çalarak ten rengin
Eğlenceler içinde iken akranın, dengin
Ey! yollarımı kesenim, damarımdan akanım
Ellerine toplayarak gözyaşlarını, biraz da sen ağla
-N
Neftî* gölgenle, nefhân* ile ağla
Nasıl ki dudaktan çıkana zincir vurulamaz
Nilüferlerin açmamak için bir sebebi olamaz
Nehari* gelenlere leyl’i ikram sunulmaz
Neftî gölgen, nefhân ile, biraz da sen ağla
-A
Ayrılıklara adam gibi ağla
Avara* sanılmasın gözünden düşenler
Ayağa kaldırsın mezarında yatanı
Adam olmayanlar koy kıymetin bilmesin
Ayrılıklara adam gibi, biraz da sen ağla

Gözlerinden yaşları silmeden ağla
Gönül denilen toprak taşa dönmeden
Güz olan mevsim kışa çevrilmeden
Güzellikler dillerde suç bilinmeden
Gözlerinden yaşları silmeden, birazda sen ağla
-L
Leyla olmadan, kendin olarak ağla
Loş ışıklarda salınan saray kızı olarak değil
Leyl’e* ışık kamer* gibi sabah kaybolmadan
Leylaklara ilham nevbahar* olaraktan
Leyla olmadan, kendin olarak, biraz da sen ağla
-A
Allah’ımın aşkına ağla
Ağyâr aşkına, Aliyâr aşkına
Ağlayabileni sevdim demem için,
Ağlayabildiğini görebilmem için
Allah’ımın aşkına, biraz da sen ağla

Bekir Kale Ahıskalı
Mayıs-2006
Biraz da Sen Ağla isimli şiir kitabımdan

*Nefti: Koyu yeşile çalan siyahlık
*Nefhân: Mis kokulu esinti
*Nehari: Yatılı olmayan misafir
*Avara: İşe yaramayan
*Nevbahar: Baharın başlangıcı
*Leyl: Karanlık, gece

Hasret- Yar, Ben Sana Döneceğim

Biraz da Sen Ağla isimli şiir kitabımdan


-B/H-

Sevmek için bahaneler aramadım
Bulut kümesi gibi fırtınalarla estin
Sesin bağrıma sulu sepkeni vurur
Gülüşlerin göz yaşlarıma değerdi
Giz dolu ayak seslerin barınağım olurdu
Tuvalime düşerken el çizgilerin
Yüzünü nakışlıyordum gözlerime
Gülüm ben senden gidemezdim ki

Nemli bakışlarımı hüzünlü sabırlara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama gecelerine döneceğim yâr

-E/E-

İçimden sana boyanmak geliyor
Sensiz soluyorum nemli sabahları
Özlem köprüleri atıyorum başka şehirlere
Rüzgar dağınık saçlarımda uğulduyor
Kirpiklerin bedenimin üzerine kapanıyor
Penceremde unuttuğun güneş hâlâ duruyor
Akşam yalnızlığı çığ gibi düşürken üzerime
Ben üşümemek için hayallerini giyiniyorum
Zor günlerimiz bizi birbirimize nasılda düğümlüyor
Ağlamalarımız komşularımızın kahkahalarına karışıyor
Güller inadından diken, diken kanarlarken
Hasretin dar zamanlarımın gönlü geniş misafiri oluyor

Nemli bakışlarını hüzünlü yüzlere iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama saçlarına döneceğim yâr

-K/L-

Kimse gözyaşlarının nereden geldiğine bakmıyor
Kimse nereye aktıklarını umursamıyor
Ne olursa olsun yenilmeyeceğin yas dolu geçmişime
Sinsi, sinsi çiseliyor yağmurlar ve arzular
Gerekirse gölgelerimizi sokaklarda bırakıp
Dudaklarımızda donup kalan gülüşlerimizle
O çok sevdiğim dostlarımıza sitem etmeden

Nemli bakışlarımı hüzünlü vedalara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama gözlerine döneceğim yâr

-L/A-

Bağrıma bir rüzgar gibi dolan soluğun
Gelecekteki güzel günlerimizi müjdeliyor
Bir adın gurbet, bir adın hasret senin
Bir ucu gülüşünle dopdolu
Bir ucunda yalnızlıklar savrulur
Yollar düştükçe ırak dağlara

Nemli bakışlarımı hüzünlü vadilere iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama gülüşlerine döneceğim yâr

-E/L-

İşte o zaman yakamoz bakışlı baykuşlar
Kendi hanelerini mesken tutacaklar
Ben bu kez bahara geç kalmayacağım
Donmuş ayazları ceplerime doldurup
Gülleri açtıracak buselerine doğmak için

Nemli bakışlarımı hüzünlü karlara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama dudaklarına döneceğim yâr

-B/İ-

Ben gidince bu şehirden
Yakamozlarda belirecek gülüşlerim
Soluklarım bir rüya içinde boz bulanık akacaklar
Akşamın kızılı gömülecek dudaklarıma
Ne zaman gökyüzünde bir yıldız kayarsa
Yine seni düşünüyor olacağım

Nemli bakışlarımı hüzünlü yıldızlara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama düşlerine döneceğim yâr

-E/M-

Gözlerinden akıttığın yaşları gönder
Ara sıra onlarla ağlayayım
Olurda sokaklardan anılarımızı silerler diye
Çiseli yağmurları sevmiyorum işte
Ne yaptıysam yakalayamıyorum
İsimsiz dilekleri, istekli öpüşleri
Islak kirpiklerin yüzümde oynaşır

Nemli bakışlarımı hüzünlü dileklere iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama öpüşlerine döneceğim yâr

-N/O-

Gece çöküyor yüzüm örtülüyor
Hayallerim göğsünde uyuyakalıyorlar
Dünya bir Mevlevi gibi dönerken
Hasretin saçlarımı ağarttı farkında mısın?
Sıcak yüreğinin ünsüz konukları
Ömrümün yarısına bedel hüzün yaşatıyorlar
Başındaki yemeniye işlenirken hasretim

Nemli bakışlarımı hüzünlü oyalara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama gözyaşlarına döneceğim yâr

-İ/L-

Güz geldi sarardı diye yapraklar
Salma kendini… ömrümüzün sararması gerekmiyor
Bana bir kız çocuğu doğurmadan daha
Hasretin bağrımda sönmeyecektir
Aklıma geldikçe öyküleşen nemli bakışlarım
Gülüşlerin tutsaklığıma son veriyorlar diye
Çılgın dalgalar kıyılarımdan alıp başını gidiyor
Zoraki ılıman kendiliksiz sözcüklerin
Gölgesi düşmeden dillerimize
Deli rüzgar keyifli ıslıklarını bizim için çalarken
Sen düğmelerini çözüyorsun
Ben imgelerimi kilitliyorum

Nemli bakışlarımı hüzünlü bakışlara iliştirip gidiyorum
… gidiyorum ama yâr ben sana döneceğim

Bekir Kale Ahıskalı
Biraz da Sen Ağla isimli şiir kitabımdan



Salkım Saçlarını Tel Tel Tarayıp



Biz bir köyde beraber dünyaya gelseydik
Can…can biz, ikimiz hiç büyümeseydik keşke
Sen; sen annenin en şeker kızı olsaydın
Ben, ben ise babamın en civanmert oğlu
Sen, benim misketlerimi kıskansaydın
Ben, senin kaftanlar diktiğin biblo bebeklerini
Derken kanarak oynadığımız bir günün sonunda
Ayrı bedenlerde, aynı yüreklerde yığılıp kalsaydık
Can…Sen bebeklerini hep koynunda yatırsaydın
Ben, ben cebimde misketlerle uyuyakalsaydım
Birbirimizi delicesine kıskanıyor olsaydık
Uykularımızda düşlere bile yer kalmasaydı
Gecenin sonunda şafaklar yırtarken karanlıkları
Ellerini yıkamadan yattığın yataklardan kalkarak
Delice kıskandığın bu oyun arkadaşını
Öyle bir gülümsemeyle karşılasaydın ki


Gülerken gözlerine, söylerken dillerine Can
Can… ben; hep sana sevdalansaydım…
Çocukluğumuzun seherinde salkım saçlarını tel tel tarayıp
Bana çocukluğumun seherinden kalırsan Can
Bana çocukluğumdan kalırsan eğer, öyle kalsaydın


Çocukluğumun patikaları hiç değiştirilmeseydi
Taşlı, engebeli olsa da sana çıksaydı yollarım
Düşe kalka yürüyüp, ağlaya güle konuşabilseydik
Ahıska gecelerine ay hiç doğmuyor olsa da
Dudağındaki gülüşlerden seni seçebilseydim
Seyranlarda* biraz kaçak, biraz ürkek bakışıp
Köy düğünlerini kenardan seyretseydik
“Çayda çıra” oynarken gülen gözlerine
Dere kenarında çamaşır yıkayan ellerine


Yürürken bellerin,dururken hallerine Can
Can… ben; hep sana sevdalansaydım…
Ergenliğimizin seherinde salkım saçlarını tel tel tarayıp
Bana ergenliğimin seherinden kalırsan…Can
Bana ergenliğimden kalırsan eğer, öyle kalsaydın


Davul zurna bir günde bizim için çalsaydı
Kına gecesi diyerekten sıralansaydı istekler
Sırasını beklerken bizden sonraki sevdalılar
Ellerimize kına yakılsaydı kömür olanından
Atlılar* cirit oynasaydı, sağdıç sıkıştırılsaydı
Yolları ikiye yararak papaklar* çıkıp gelseydi
Nişancılar bu toy bizim toyumuzdur diyerek
Dillere destan bu sevda önünde baş eğseydiler
Yüreğiyle tahtını da bahtını da yaptım diyerek
Seni bana kendi elleriyle öz annemiz verseydi
Bir bizim için kararsaydı o akşam ki ışıklar


Öperken dudaklarına, koklarken saçlarına Can
Can… ben, hep sana sevdalansaydım…
Zifafımızın seherinde salkım saçlarını tel tel tarayıp
Bana zifafımın seherinden kalırsan ..Can
Bana zifafımdan kalırsan eğer öyle kalsaydın


Bizimde baharımız gelse, dallarımız meyveye dursaydı
Ağlayınca ağlayacağımız, gülünce güleceğimiz
Gecelerimizde ağlamaları sevişmelerimize bedel
Uykularımızı ikiye bölecek yavrularımız olsaydı
Bastığı topraklara cennetten kokular getirenim
Sen; cennetin ayaklarına serildiği kadın olsaydın
Sen; sen bana, ana gibi yar, ben, ben sana yaren olsaydım
Canımdan öte can’ım, ser tacım.. ser gülüm sevgilim


Severken çokluğuna, doğururken çığlığına Can
Can… ben; hep sana sevdalansaydım…
Olgunluğumuzun seherinde salkım saçlarını tel tel tarayıp
Bana olgunluğumun seherinden kalırsan Can
Bana olgunluğumdan kalırsan eğer…öyle kalsaydın

Ben; ellerimle sana öyle bir hayat sunabilseydim ki
Kurumuş dalın olmasaydı ne de kavrulmuş yaprağın
Senin bütün renklerin bahar yeşiline çalıyor olsaydı
Gerdeğimde olduğu gibi kapımı içerden kapatıp
Ömrümdeki son soluklarımın sahibi sen olsaydın
İki kişiye yetmeyecek kadar az bir ömür kalsaydı bize
Ben nefes verip alamasaydım, sen nefes alıp veremeseydin


Son nefesi verişime, son nefesi alışına Can
Can… biz; hep bize sevdalansaydık…
Ömrümüzün son seherinde salkım saçlarını tel tel tarayıp
Can… zaten sen benim dünya ahret helalimsin
Helalim olan bedenini bedenime dayayıp
Bana ömrümün son seherinden kalırsan…Can
Bana ömrümden kalırsan eğer... öyle kalsaydın



Bekir Kale Ahıskalı31
Biraz da Sen Ağla


Nişancı: Birinci derece davetliler akrabalar düğün sahipleri
Atlı: Akraba olmayan davetliler
Papak: Yalnızca atlıların katıldığı yarışta birinci gelen atlı
Seyran: Yaylalarda düzenlenen ve üç gün süren eğlence

İstanbul'u Gelin Etmişler

Biraz da Sen ağla isimli şiir kitabımdan  alınmıştır

Bu baharda süsleyerek,
İstanbulu gelin etmişler
Yüreğinden acılarI alıp,
Kına diye ellerine çalmışlar
Saçlarına bir papatya takarak
"Seviyor" diye kandırmışlar,

İstanbul'um...
Canımın yongası, ruh ikizim
Elindeki papatya tek yapraklı ise
Ne ile başlarsan o çıkacaktır elbet
Herşeyin en iyisine layık iken
Bar çekenin başka düğün sakinleri
Enstürmanın bile işportadan
Barışa salınan güvercinlerin
Esiri olmuşlar bir avuç yemin
Patlatılmalıyken yıllanmış şaraplar
Saki'lerin bile kırık testi ile dolaşır
Mezelerin ucuz Trakya rakıları


Ah istanbul !
Nikah şahidin, iki boğaz olmalıyken
Bir kapkaççı ile, eylemci'ye mi kaldın
Hiç olmazsa Haliç'i davet etseydin
Yeditepe'yi alıp gelseydi bu güne
Kasımpaşa'da nârâlar atılırken
Ortaköy'den bir konvoy çıksaydı
Gelinliğin Moda'dan olsaydı
Bebek kucağına oturtulsaydı...
Seninde düğününde,
İki gözü iki çeşme
Anan ağlasaydı İstanbul...

İstanbul gibi, koca bir güzeli
Tek yapraklı papatya ile süslemek
Duvağını, gözyaşlarından takmak
"Sen mutlusun" diye inandırmak

Ah İstanbul!
Kaderin bu mu senin ?
Kınan acılardan,
Duvağın, gözyaşı mı senin ?


Bekir Kale Ahıskalı
Biraz da Sen ağla isimli şiir kitabımdan