Bakışım


Edebiyata Dair
01 Aralık 2009 Salı
Edebiyat Ne Değildir? (1)
Yazar Bekir K. Ahıskalı
27 01 2009


Edebiyat kavganın kendisi değildir. Kavgayı anlatan bir araçtır. Dolayısıyla bakılan pencerenin her iki tarafa eşit mesafede olması gerekmektedir. Kavganın taraflarından birisi olanın edebiyatı kültüre katkı olarak kullanmaktan çıkarıp kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacağı muhakkaktır. Edebiyat adına bir kavga verdiğinizi düşünüyorsanız bu kavganın kuralları sizin bakış açınız, yetişme tarzınız, ahlak anlayışınız, beslendiğiniz kaynakların ifşası anlamına gelmektedir.




Edebiyatta kör dövüşü olamaz, sokak kavgası yapamazsınız. Bir an kalemi varlığınızla olmanız gereken yerde ego ve hırsınızla var olursanız bu kavgayı neşrederken, kaleme alırken adil olamayacağınız anlamına gelir. Siz her tartışma ve anlatımda olduğu gibi
Şahsınıza ait birikiminizle yorumlamak durumunda olmanıza rağmen, sizin gibi düşünmeyenleri hakir görüp aşağılıyorsanız ve bu yaptığınızın tek doğru olduğunu konusunda ısrarcı iseniz bu toplum sizin yaşayacağınız bir ortam değildir. Herkesin fikrini beyan ve varsa eğer düşüncesini bir şekilde ifade etme hakkı vardır. Bu fikir ve düşüncelere karşı fikir beyan etme hakkı da karşı tarafa aittir. Bu iki tarafı da gösteren aynada hiç kimse size adalet dayatmasında bulunamayacağı için kendi terazinizi sağlam zeminlere kurmak sizin kendinizle olan adaletinizin tezahürü olacaktır.



Edebiyat hain atların yaptığı gibi koşuyu bırakıp takibini ısırmada değildir. Edebiyatta kimsenin rengini, dilini, düşüncesini, inancını ve inançsızlığını değiştirme hakkınız yoktur. Ancak ve ancak siz kendi renginizin üstünlüğünden (inandığınız ve ikna olduğunuz kadar) bahsedebilirsiniz. Kimseyi laik, dindar, sosyalist, ateist, fasişt diye yaşadığınız topluma kabul etmeme lüksünüz yoktur. Hiç kimse sizin gibi düşünmek zorunda değildir ve sizin gibi düşünmüyor diye Rusya, Amerika, İran gibi kapıların adresine yönlendiremezsiniz. Eğer bunu yapıyorsanız ya görgünüz, ya sosyal yapıyı tamamlayan yanınız, yada (en acı olan yanı da budur) bildikleriniz eksiktir ki bu cehalettir. Cehalet ise kıyafetle sınırlandırılamayacağı için giydiğiniz kıyafetler, sarf ettiğiniz sözcükler bu cehaletiniz kapatmaya yetmeyecektir. Laiklik, sosyalistlik, faşistlik, dindarlık bir yaşam biçimidir asla ve asla yönetim şekli olamazlar. Hiçbir yönetim tamamen sosyalist, tamamen laik, tamamen din kurallarıyla var olamaz. Oluyorsa eğer veya olduğu iddia ediliyorsa bunun adı dikta yönetimidir. Başka uysal sıfatlarla kapatmak akla muhalif bir eylemdir.



Edebiyat illa ki aykırılıkta değildir. Var olmaya çalışılan zeminde sınırları zorlayan ama kuralları olan bir uğraşıdır. Düşünce özgür bırakılmalıdır. Bu özgürlük her kesime hitap etmelidir. Düşüncenin en az eylem kadar suç sayıldığı bir ülkede fikri olgunluğa ermek, toplumsal zeka dediğimiz ortak anlayışla hareket etmek ferdi düşüncenin değil ortak aklın eseridir. Muhalif olmak “benim imzam olmayan her şey eksik veya yanlıştır” düşüncesiyle hareket anlamına gelmez.


Bir toplumda düşünceler ifade edilmeden onanıyorsa ve yine bir toplumda düşünceler ifade edilmeden reddediliyorsa bu toplumun düşünce boyutu yok demektir. Hasta bir ruhun anlayışından öte bir şey değildir bu.


Yine edebiyat eleştirdiğiniz, yorumladığınız veya alkışladığınız düşüncenin ve o düşüncenin sahibinin o düşünceye sahip olduğu zamanı, şartları ve zaman içerisindeki değişimini gözlemlememek hiç değildir. Bunu yapamıyorsanız eğer sizin Kaldırımlar şiiri ile Sakarya Türküsü arasındaki Necip Fazıl’ı, camiye giden Nazım Hikmet ile Rusya’ya sığınan Nazım Hikmet’i, dindeki hoşgörüyü tembihleyen peygamber ile Sivas’ta canlara kıyan kan sevdalıları arasındaki farkı anlayamazsınız.Edebiyat deforme olan, değişen ve çizgisini değiştiren düşünce ve düşünürlerin takibini ve yine bu düşüncelerin kopma noktalarını ele alan bir unsur olmalıdır.


Leyla güzeldir diyen Kays’tı
Leyla en güzeldir diyen Mecnun(deli)

Bekir K.Ahıskalı
Düşünü/yorum-1

*/*

Edebiyat Ne Değildir? (2)

Yazar Bekir K. Ahıskalı
28 01 2009

Edebiyat yalnız nesir, yalnız şiir de değildir. Edebiyat geleneğin kendisine yeni güzellikler katarak en güzeli var etme savaşıdır. Bu varoluş mücadelesini verirken edibe düşen şey kendi dil ve üslubunda işaret etmektir. Edebiyat ister yönetimsel cebrin müdahalesi olsun, isterse ferdi otoritenin hezeyansal muamelatı olsun ikisine de baş eğmemelidir. Dayatmaların soğuk ve sevimsiz yüzene çarpan hiçbir sevgi sözcüğünün kalplerde ma’kes bulacağını düşünemeyiz.

“Benim gibi bakmayan yanılır”, “benim gördüğüm gibi görmeyenler sanat yapmıyorlar” gibi tutum ve davranışlar edebiyata bir şey katmayacağı gibi var olan güzellikleri de yok edecektir.

Edebiyat benim baktığım gibi bakma sanatıdır diye düşünenler yanılgı içerisindedirler. Her beşerin kendine göre bir sevdası vardır. Ben savaşların dahi “sevgi”den kaynaklandığını düşünüyorum. Vatanı sevmek, milleti sevmek, gücü sevmek, zulmü sevmek, zalimi sevip alkışlamak, hükmetmeyi sevmek… Yani bir başkasının ( adı ne olursa olsun) sevdası bir başkasına bedel ödettirir. Eskilerin hubb-u cah dedikleri günümüz lisanıyla makam sevdası diyebileceğimiz bir sevdadan da bahsedebiliriz. Muhtemel makam taliplilerini entrika, düzen, zulüm ve sindirme gibi yöntemlerle etkisiz kılıp yerinize oturabilirsiniz. Bu bize yapılacak olsa zulüm ve adaletsizlik ama yapanın cephesinden bakacak olursak bir sevdanın kendi dilindeki türküsünden başka şey değildir. O zaman edebiyat; sevgi ve aşkın sağlayacağı menfeatler ve gerektirdiği eylemler itibariyle başkasının menfeat ve eylemlerini sınırlandıran, kısıtlayan veya imkansız kılan bir şeyde değildir.

Günümüz yazıncılarının düştüğü hatalardan birisi de şudur; Bizler Leyla ve Mecnun’u yazarken sanatçı olmaktan çıkıp daha çok Mecnun oluyoruz. Çöle düşmüşlüğümüzün libasını Mecnun kadavrasına giydiriyoruz. Çoğu zaman yazdıklarımız Mecnun’u destekleyen yanlı bir yayından öteye gidemiyor. Kays’ın her şeyi bilinen bir deliliği, Leyla’nın bilinmeyen gizemli güzelliği yazılagelmiştir.

Bu durum Mecnun’a haklı olarak “sadakat abidesi” sıfatıyla birlikte sınırsız bir esaret, Leyla’ya haksız olarak “zulmünden habersiz taraf” sıfatıyla birlikte dudak ısırtan, iştah kabartan bir güzellik yükletmiştir. Bana göre bu eksik bir anlatımdır ve edebiyat bir noktaya kadar bu olsa da daha güzeli yakalama adına bu da değildir.

Edip sevdiğini kaleme alabilir. Onu kendi bakış aşısından, kendi göz ve gönül güzelliğinden görebilir. Bu edibin kendi dünyasının güzelliğiyle alakalıdır. Yani edip kimsenin göremediğini gördüğünü söylüyor ve bunu yazıyorsa güzelliği kendi dünyasında aramalıdır. Edep olmanın gereği budur. Ama asıl dikkate alınması gereken bir şey vardır ki o da; yazılanı veya yazdığınızı sizin gözünüzle görüp yazamayanlara iz’andan mahrum, akıldan kıt, muhakeme yeteneğinden eksikmiş gibi bakıp değerlendirmek ve bu bakış ve değerlendirişe göre tavır ve cephe almaktır ki bu o kişiyi yazdığıyla edip tavrıyla cehl sınıfına sokacaktır. Edebiyat bu da değildir.

Neden mi böyle düşünüyorum?

Ferhat dağa kazma vururken amacı sadece ve sadece Şirin’e ulaşabileceği zorunlu bir yolu kullanmaktı. Bu Ferhat’ı bir sevda yiğidi, bir halk kahramanı yapıyordu. Bir de “vur kazmayı Ferhat çoğu gitti, azı kaldı” diye haykıran ve alkışlayanlar vardı. Oysa onu alkışlayanlar susuz köylerine su gelecek diye alkışlıyorlardı. (Burada edebiyatçıyı ilgilendiren Ferhat’ın aşkı ve azmi kadar alkışlayan kalabalıkların ne istedikleri ve neden alkışladıklarıdır.)

İşte edebiyatçı burada ne Ferhat ne Şirin, ne de halk olmak zorunda değildir. Hatta olamaz da. Burada kendi gözüyle Ferhat’ı, Şirin’i ve halkı yazdığı sürece sorun olmayacaktır. Ama Ferhat olmaya soyunur, Kendisini Şirin’in yerine koyar veya kendisini kuru kalabalılar içinde zılgıt çeken bir fert yaparsa
Edebiyatçılıktan çıkmış olur.

Kısaca insanoğlunun varoluşundan bu yana süregelen iyi-kötü mücadelesini yazması edebiyatçılığı ile alakalıdır. Objektif olması gerekir. Hayatta iyi veya kötü olmaya soyunması insanı yanını ortaya koymasıyla alakalıdır. O zaman da kavganın kendisi olacağından topluma bir şey kazandıramayacağı gibi toplumda kırılma noktaları oluşturmaktan başka bir işlev yapamayacaktır.


(bu konuya devam edeceğim)


Bekir K.Ahıskalı
Düşünü/yorum-2
05 Temmuz 2008

*/*

Edebiyat Ne Değildir? (3)
Yazar Bekir K. Ahıskalı
29 01 2009


Edebiyat toplumdan ve sosyal yaşamdan soyutlanamaz. İçeriği kainat olsa da uygulayanı ve uygulama alanı beşerin kendisi olması münasebetiyle yazım alanı ve paylaşım alanı insan olmak zorundadır. Hiçbir eser yoktur ki yazarı kim olursa olsun diğer bir beşer tarafından okunmadan paylaşılmadan kategorize edilsin yahut diğer yazılı eserler arasında bir yere oturtulsun. Dolayısıyla konusu ağaçlar, böcekler, kuşlar, insanlar, sema, kainat, ahiret her ne olursa olsun edebiyat bir insanın bakış açısını diğer bir insanla paylaşımından ibarettir. Burada dikkat edilmesi gereken şudur Çarlık Rusya’sının ve hemen akabinde Sosyalist Sovyetler Birliği’nin yaptığı gibi 1800 lü yıllardan başlayıp 1990 lara kadar süren o talihsiz sansür ve tek tip yazın eserleri meydana getirme çabası içine girmeden, yine diğer bir gözle bakacak olursak günümüz Amerika’sının görsel sanatlar, edebiyat ve sosyal yaşamda uygulamaya çalıştığı gibi maddeyi ön plana çıkaran bir yaşam şeklini edebiyatın her alanına nüfuz ettirerek klasik insan prototipleri oluştur şeklinde olmamalıdır. Günümüz İslam dünyası aynı hata içerisindedir. Değişim ve gelişmelere kapalı kalınarak günümüze uyarlanmayan bakış açısı yaşamı kördüğüm etmekten başka bir işe yaramaz. Edebiyat bu değildir.

Yine her ferdin bir düşünce yapısı olmakla beraber ve yine kendi bilgi dağarcığı çerçevesinde aydınlatıcı vazife yapmakla beraber doğruyu tek bir kalıba sokmak (sosyalist, emperyalist, fundamantalist vs.) doğru değildir.

Edebiyat ve yaşam başkalarının yaşam ve yazınına saygıyı gerektirir. Bu noktadan baktığımızda kendimize şunu sorabiliriz. Yaşam tüm renk ve düşünceleriyle bir var olma ve güzellikleri gelecek nesillere taşıyarak mutlu olmak biçimiyse edebiyatçı bu yarışın neresinde olmalıdır?

Edebiyatçı yaşam yarışında (iyiyi veya kötüyü yazıyor olabilir) ancak ve ancak iki yerde bulunabilir. Birincisi bu yarışın masa hakemidir. Tarafsız bir gözle bakıp adil olmalıdır. Bizler masa hakemlerini daha çok şampiyonu ilan eden kişiler olarak biliriz oysa aynı masa hakemi en kötüyü ilan eden kişidir. Edebiyatçı en iyiyi ve en kötüyüz yazmakla yetinmelidir. Bu toplumsal uzlaşının en temel değer öğesidir. Edebiyatçı sahaya inip yarışmacıyı cezalandıran makam olmamalıdır. Edebiyat kötüyü cezalandıran makam da değildir.

Burada şu denilebilir o zaman edebiyat ve dolayısıyla edebiyatçı toplumsal yarışın temposuna ayak uydurmak zorunda mıdır? İşte bu edebiyatçı ancak ve ancak iki noktada bulunabilir dediğimiz fikrin ikinci maddesi olarak devreye girmelidir. Nedir bu ikinci madde; Bu ikinci madde şudur edebiyat ve edebiyatçı bir yarışmada diğer bir tarafsız kişi olaraktan tavşan kız olarak sahaya inebilir ve en iyiye koşma adına yarışın temposunu ayarlayabilir. Bu edebiyatçıyı tarafsız ve bir ödüle koşmayan yapacaktır.

Edebiyat ve edebiyatçı bir yarışın mücadele edeni değil hakemi veya tavşan kızı görevini üstlenebilir. Edebiyat yarışmacının kendisi değildir.



(Bu konuya devam edeceğim)


Bekir K.Ahıskalı
Düşünü/yorum-3 (Trabzon-11.07.2008)
Edebiyat Ne Değildir? (3)

*/*

Edebiyat Ne Değildir? (4) SON

Yazar Bekir K. Ahıskalı
29 01 2009
Edebiyat tabuların yaşatıldığı bir alan değildir. Yerinde duran, aynı vakaya aynı mesafeden dahası aynı gözlerle bakan yazarlar edebiyatı tabulaştırırlar. Tabu kalıbına alınan bir kalem kendi sansürünü kendisi uygulamaktadır. Dolayısıyla edebiyat tabuların yıkılması, sınırların zorlanması gereken bir alan olması gerekirden kendi yasaklarının kendisi uygulayan ve bunun farkında olmayan savunucuların faaliyet alanı olup çıkar. Düşünce yapısı ne olursa olsun kendi sınırlarını zorlamayan genel bir ifadeyle asi olmayan bir kalem umumiyetin verdiği sıradanlığa düşecektir.


Bu kendi sansürünün kendi uygulayan düşünce daha çok toplumsal değerleri olması gereken yerden daha yukarıda tutan muhafazakar kesimin yetiştirdiği, barındırdığı, beslediği ve koruduğu kalemlerdir. Bu sebeple muhafazakar kesimden çok başarılı ve dünyaca bilinen edebiyatçılar, şairler hatta eleştirmenler çıkmamıştır. Bu kesim edebiyatı tabulaştırmakla kalmamış, tabuları edebiyata sokarak kısır bir döngü oluşturmuşlardır.


Edebiyatçı başka düşünceleri okumadığı sürece tabulaşmak ve tabular arasından sıradanlaşmaktan kurtulamayacaktır.

Edebiyat bu değildir dediğim bir başka durumda yazar- eleştirmen ilişkisinin edebiyat sınırları dışına çıkarak ahbap-çavuş ya da dana doğru ifadeyle belli düşüncenin belli eleştirmen ye yazarlar yetiştirmesi gibi bir çıkmaza sokularak yazarın eleştirmeni hoş tutacak şeyler yazması, eleştirmenin yazarı alkışlaması boyutuna getirilmesi. Edebiyat bu da değildir.

Hepimizin diline düşen ve alıştığımız ve böyle bir felaketin farkında olmadığımızı bir durumdur bu. Bir eleştirmenden bahsederken ,şiir eleştirmeni, roman eleştirmeni değil de falan kesimin eleştirmenlerinden diye başlayan cümleler kuruyoruz. Bu düzlemde edebiyatı var etmeye çalışıyor olmak boşuna bir gayret olacağını düşünüyorum.


Kısaca toparlayacak olursak edebiyat tabuların yaşatıldığı, yazının tabulaştırıldığı bir alan almadığı gibi, yazar eleştirmen ilişkisinin ahbap-öavuş ilişkisiyle ifade edildiği bir alanda değildir.


Bekir K.Ahıskalı
Düşünü/yorum-4 (-22.07.2008)
Edebiyat Ne Değildir? (4) SON