Sinhare Seher'e mektuplar
Sevgili Sinhare
Nelerimi almadılar ki. Gülen yüzümden, suskun yüreğimden başka neyim kaldı ki. Kimse arzularımı sormadı. Bir kere karaladığımız satırları ömür boyu ahdim bildim. Peki başkalarının karaladıkları satırlara verdikleri sözlere ne oldu. Şimdi kötü günlerimin sahibi oldular. Bu ezik yaşamın kıyılarını bile bana çok gören yokluğuma ağlayacağını beyan edenler kalmamasına rağmen varlığımı güldürmeyen, yokluğumda kimin için ağlayacak. Gidişime mi yoksa kullanılışıma mı yoksa mahrum kalacakları sevda sözcüklerine mi?
İlk ve son umudum sensin demiştim Sinhare. Yüreğim sevdana parçalar verdikçe büyüdü. Koşulsuzca koşaraktan hem de nice acılara koşularaktan bilemezsin.
Bir bakışının izi var yüzümde bir de gözyaşlarımın bıraktığı iz. Benim utanılacak yaralarım hiç olmadı. İçimdeki güzel kız bir ninniyi kıskandıracak kadar güzel uyuyordu. Uzaklardan gelenler de uzaklarda kalanlar da beni hep ağlattılar.. Siyah perçemler örtmek istiyorum yüzüme.Yüreğine düşen kor sen oldun. Soğuk memleketlerden sıcak sular getirip başına dökmedin bir kere. Kuzeyden gelen ilk sıcak rüzgar olmanı bekledim durdum..
Seni seviyor muyum diye kendimle bir buluşma ayarladım. Her seferinde seni çok sevdiğim kararlara imza attı yüreğim. Ben en çok aşkı severim en çok aşktan korkarım derdim şimdi aşk seninle korkulacak olmaktan çıktı. Kaldırımları arşınlıyorum mevsimine yabancı bir güneş adet yerini bulsun diye düşmüş kaldırım taşlarına.
Kredisi olmayan bir aşkın limit aşım bedelini ödüyorum sanki. Her düşüncem senden yana ve her soluğuma bloke konulmuş gibi. Uzaklara gönderdiğim dostlarım sevgili edasıyla dönmek istiyorlar.
Yine mecburum tanrı misafiri merhametini beklemeye. Gözlerimden düşen yaşları engellemek için parmak uçlarım yeteli gelmiyor. Kulaklarıma bir sala sesi daha düşerken rüzgar bu yaslı günümde isten(me)dik şekilde çözecek düğmeleri. Sen iste(me)ye iste(me)ye karşılık vereceksin bu yasallığa. Gönül yaşlarımı yine görmezden geleceksin. Tesadüfi bir ayakta kalmışlığımın olağan gölgesi düşerken yere bir başka dayanağım kalmayacak. Böylesine uzak bir dağa dayanmaktan daha başka çaremde yok... Koca dağ denilen Erciyes eteklerine saklanacak yine. Ben seni açığa çıkarmak isterken sen Erciyes'i saklayacaksın.
Keşke sıkıntılarım önüme dökülen saçımı arkaya atmak kadar kolay olsalardı. Bir sigara dumanı gibi çekip gitmeye hazır dursalardı. Beynimden aldıkları komutla üst üste atılan iki bacaktan altta olanıyım ben. Sabit hareketsiz kalıyorum üzerimize çullanan ve keyfi davranan diğer ayağa.
Beni böylesine çaresiz koyan bu aşkın kırbacı mıdır? Yoksa kendi çaresizliğimin kıyısında mı boğuluyorum?
İhtiyarlıktan uzak eli bastonlu bir yaşlı gibi gözden kaybolmak istiyorum. Güneş dağların arkasına saklanmaya giderken ben sesinin kulaklarıma düşmesini bekliyorum. Ayakları bisiklet pedalına yetişmeyen bir çocuk tütün tabakasından çıkardığı tütünü sarıyor gibi yaparak dünyanın gülmeyen yanını yakmaya çalışıyor. Bilmem ki beni terbiye edişin ne zaman bitecek.
Kara sevdan dokunduğu her yanımı aklaştırıyor. Dün denecek kadar yakın bir zamanda gördüğün saçlarım beyazladılar. Bu sevda beni bir kere daha vurdu. Azılı bir kaçağı vurarak düşürürcesine vurulmadık yanım kalmadı. Ceylanları bekleyen durdun sular gibi bir yanımı kokuşturarak bekliyorum seni
Bekir Kale Ahıskalı
Sinhare Seher'e Mektuplar 223
bekir ahıskalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bekir ahıskalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Mart 2011
Anlamak ile anlatmak arasında
Anlamak ile anlatmak arasında
Sevgili Sinhare
Kederi, acıyı, sevinci, aşkı başı dik yaşamalı insan.Şair ki yürek işçisidir. Gönlüyle kazanmıştır her ne kazanmışsa.
Bir ömür gönül yükü çeker durur. Bekler bir çölün ortasında bir bulut gölgesi beklercesine. Bir kervan bekler sadece sevgilinin diyarından gelenleri görebilmek için. Sevgili görmek nimeti çoktur ona onu görenleri görmeyi de çok görür kendine. Onun yaşadığı topraklardan gelenleri görmek ister, onun bastığı topraklara basanı... Onun bakışlarının dokunduğu eşyayı görenleri görmeyi arzular. Aslında o sevgilinin gözlerine bakacak kadar da dirayetli değildir. Bu yangına katlanamayacağını bilir. Bilir ki sevgilinin gözlerinden çıkan bir kıvılcım yürek tarlasındaki bütün başaklarını yakıp yandıracaktır. Harmanını savuracak, hasadını yele verecektir.
Aslında şair de bilir ki esen yelin maksadı bunun harmanını savurmak değildir. O her daim esmektedir ve o nice yangınları körüklemektedir ama yine de ister ki o yel savursun kendisini. O yele tutkundur çünkü. Oysa o yel dağların sevgilisidir. Daha seher vakti denizin kollarından kalkıp, kıyıları vurmuş ve eteklerini sallayarak zirvelere tırmanmıştır. O dağların sevgilisidir. Vadilerden yar edinmek ona göre değildir. O her daim gitmelidir. Kal diye yalvarıldıkça getirmediği şeyleri de kendisine zirvelere doğru toplanır.
Sevgili Sinhare
Yeller ki dokunmayı, yıkmayı, çekip gitmeyi becerebilirler ama kalıp sevişmeyi bir türlü beceremezler. Uzun süreli sevgiler, sevişmeler yellere göre değildir. Onlar ki dalına küsen yaprakların dökülmesi için bir bahanedirler. Buluta küsen güneş gibi saklanır sevenlerin yüreğini zindan ederler. Bazen esrarlı bir yaz gecesi ateşböceklerinin kanına girerek bir göç tuttururlar bazen soğuk bir kış gecesi çakal ulumalarını kulaklarımıza taşırlar da bir türlü sevgili olmayı beceremezler.
Sevgilim
Sen hayatın gerçeklerinden sıyrılmadan bense gönlümün sevdiklerinden ayrılmadan yol alıyoruz. Şimdi hayatı yaşamakla anlamak arasında değil anlamakla anlatmak arasında bir yerlerde seni bekliyorum. 09 Mart 2011
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 222
Lebibe’ye Mektuplar Sevdiğim aşık olduğum kadın Seher’e yazılmış aşk mektuplarıdır
Sevgili Sinhare
Kederi, acıyı, sevinci, aşkı başı dik yaşamalı insan.Şair ki yürek işçisidir. Gönlüyle kazanmıştır her ne kazanmışsa.
Bir ömür gönül yükü çeker durur. Bekler bir çölün ortasında bir bulut gölgesi beklercesine. Bir kervan bekler sadece sevgilinin diyarından gelenleri görebilmek için. Sevgili görmek nimeti çoktur ona onu görenleri görmeyi de çok görür kendine. Onun yaşadığı topraklardan gelenleri görmek ister, onun bastığı topraklara basanı... Onun bakışlarının dokunduğu eşyayı görenleri görmeyi arzular. Aslında o sevgilinin gözlerine bakacak kadar da dirayetli değildir. Bu yangına katlanamayacağını bilir. Bilir ki sevgilinin gözlerinden çıkan bir kıvılcım yürek tarlasındaki bütün başaklarını yakıp yandıracaktır. Harmanını savuracak, hasadını yele verecektir.
Aslında şair de bilir ki esen yelin maksadı bunun harmanını savurmak değildir. O her daim esmektedir ve o nice yangınları körüklemektedir ama yine de ister ki o yel savursun kendisini. O yele tutkundur çünkü. Oysa o yel dağların sevgilisidir. Daha seher vakti denizin kollarından kalkıp, kıyıları vurmuş ve eteklerini sallayarak zirvelere tırmanmıştır. O dağların sevgilisidir. Vadilerden yar edinmek ona göre değildir. O her daim gitmelidir. Kal diye yalvarıldıkça getirmediği şeyleri de kendisine zirvelere doğru toplanır.
Sevgili Sinhare
Yeller ki dokunmayı, yıkmayı, çekip gitmeyi becerebilirler ama kalıp sevişmeyi bir türlü beceremezler. Uzun süreli sevgiler, sevişmeler yellere göre değildir. Onlar ki dalına küsen yaprakların dökülmesi için bir bahanedirler. Buluta küsen güneş gibi saklanır sevenlerin yüreğini zindan ederler. Bazen esrarlı bir yaz gecesi ateşböceklerinin kanına girerek bir göç tuttururlar bazen soğuk bir kış gecesi çakal ulumalarını kulaklarımıza taşırlar da bir türlü sevgili olmayı beceremezler.
Sevgilim
Sen hayatın gerçeklerinden sıyrılmadan bense gönlümün sevdiklerinden ayrılmadan yol alıyoruz. Şimdi hayatı yaşamakla anlamak arasında değil anlamakla anlatmak arasında bir yerlerde seni bekliyorum. 09 Mart 2011
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibe'ye Mektuplar 222
Lebibe’ye Mektuplar Sevdiğim aşık olduğum kadın Seher’e yazılmış aşk mektuplarıdır
4 Mart 2011
Su serinliğinde
Su serinliğinde
Su serinliğinde gülüşlerinle
Bulutları andıran hüznünle
Yürekten gelen güzelliğinle
Gölgesi öpülesi bedeninle
Su serinliğinde gülüşlerinle
Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 171
Su serinliğinde gülüşlerinle
Bulutları andıran hüznünle
Yürekten gelen güzelliğinle
Gölgesi öpülesi bedeninle
Su serinliğinde gülüşlerinle
Bekir Kale Ahıskalı
Seher Fısıltıları 171
1 Mart 2011
Gönül Çakı’nın Kırlangıç isimli şiiri üzerine
Gönül Çakı’nın Kırlangıç isimli şiiri üzerine
“Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün bir lahza için
Demirleyemez miyiz?”
Lamartine “Göl” şiirinde aklın sıkıcı ve denetleyiciliğinden kurtularak içten duygulara
Yelken açmıştı. Amacı yaşanmışı alışılmamış sözcüklerle sanat teknesinde karıp yansıtmaktır. İmgelerin insanı insanüstü bir hale getiren gücüyle iki görünüş altında (zamansal-mekansal yabancılık) ortaya çıkarak “yüzyıl hastalığı” ( Mal du Siecle) olarak nitelendirilen yaşama güçlüğünü yenmeye çalışır,
“açılmaz mı kelepçe,
çözülmez mi urganım?
yüreğimi döver oldun,
var git yoluna efganım”
Gönül Çakı bu dizede belki bilerek belki de bilmeyerek Lamartine’in dokunduğu o duvara el sürmektedir. Sevdasını kendisine dert edindiği kesin. Dörtlük olarak güzel örülmüş ve can alıcı bir dörtlük. Burada dikkat edilmesi gereken şey bir şairin okuyucuya oynamadan yazdığı bir dizenin aslında okuyucunun yüreğine ne kadar yakından geçtiğidir. Aslında bu dörtlükte şairin kendisine itiraf edemediği bir şey vardır ki o da ”kelepçenin, urganın etkisiz hale getirdiği bir yürek olarak gösterdiği sevdasının kelepçeye ve urgana gönüllü dolandığı gerçeğidir”
“Yüreğimi döver oldun
Var git yoluna efganım”
…derken istenmeyeni değil istenileni göndermekten başka çarenin kalmadığı bir durumda yarım ağız/tatlı ağız sözcüklerinin seçilmesidir.
“mahzenlere yoldaş oldu,
fikrim ve ızdırabım.
kaldık şimdi bir ben,
bir de dilsiz yalnızlığım. “
ve göğsümü kemiren,
o soğuk duvarlarım.
kurşun içen geceme,
bakar bakar ağlarım. “
Sekiz dizelik bu iki dörtlüğün ilk üçünde Necip Fazıl Kısakürek’in seçtiği sözcüklere ve sorgulamaya benzer sözcüklerin örgüsüne rastlamaktayız. Bana göre son yüzyılın en dertli, davalı, dava adamı ve kendisiyle kavgalı olan yegane şairi Necip Fazıl bir ekoldür ki Çakı kendisiyle yüreğiyle belki de genç yaşına rağmen beklentileri ile yaşadıklarının farklılığından kaynaklanabileceğini düşündüğüm bir sebepten dolayı bu yola girmiş bulunmakta. Çekilen çileler ve yaşantılar yalnızca şairin kendisini değil kalemini de olgunlaştırmaya başladığını düşünüyorum. Necip Fazıl’ın “Kaldırım Yalnızlığı” ile Çakı’nın “Dilsiz Yalnızlığı” aynı sokağın iki benzer sakini gibi duruyorlar. Yine okuduğum bu iki dörtlüğün üç ayrı dizesinde Fethullah Gülen’in “Kırık Mızrap” ın da yer alan birkaç dizeyle paralellikler görülmektedir. Bunu yazmaktaki maksadım şairler herkesi okumayabilirler (ben okumalarını öneriyorum) ama benzer dizeler farklı düşünce yapılarında olan şairlerin kalemlerinden çıkabileceğini hatırlatmaktır.
“hücrem kafesten ayrı,
parsellenmiş d/ağlarım.
kafesim hücreden gayrı,
örselenmiş b/ağlarım. “
Bu dörtlük bir yenilginin, kaybedilenlerin, üzerinde hakimiyetini kaybettiğimiz şeylerin üzerine söylendiğini düşünüyorum ki bu “Kırlangıç” olmasa da olurdu dediğim tek dörtlüktür. Dizeleri
“hücrem kafesten ayrı,
kafesim hücreden gayrı,
parsellenmiş d/ağlarım
örselenmiş b/ağlarım. “
haline getirdiğimizde aynı/yakın manalı sözcüklerin kullanıldığını görmekteyiz. Şimdi gerekli gördüğü bu dörtlüğü “Kırlangıç” şiirini yıllar sonra yeniden okuduğunda gereksiz göreceğini ve şiirinden çıkaracağını düşünüyorum
vay benim fikir çilem!
muştusuz zindanım;
kapım paslı kilidi,
kıramaz mı kanadım?
Zorluğu kanatlarla yenmeye çalışmak. O yükü kanatlara yüklemek yine şairlerin alışılagelmiş bir söylemidir.
Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” nde rastladığımız
Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
Yükün ağırlığını kanaryanın cılız kanatlarıyla anlatmanın bir başka şeklidir.
“Kapım paslı kilidi”
kısmında ifade eksikliği var gibi duruyor…
pran/gamı çöz de git!
dilsiz değil isyanım.
sürgü çekildi s/özüme,
sürgün düştü kanadım.
“Kırlangıç” şiirinin en zengin bölümünü bu dörtlük oluşturuyor. Şiirin başka kısımlarından bir dizeyle çatışan bir nokta daha var. Sanırım bu şairin kendi iç derinliğinden kaynaklanıyor ki
dilsiz değil isyanım.
(bir de dilsiz yalnızlığım. “)
Dilli isyan, dilsiz yalnızlık kısmıdır. Şairi adeta konuşamadıklarım var der gibi…
kırlangıca y/el değmez,
zincire dolana infazım.
içim taş/tı dışıma,
duyulmaz mı fery/adım.
Şiirde kullanılan (/) lar gereklimiydi…
Kesinlikle gerekli ve şiiri şiir yapan en yerinde ayraçlar olarak göze batmaktadır.
Gönül Çakı iyi bir kalem ve her geçen gün daha iyi olacaktır.
Zamanla birlikte kendinide aşmaya çalışan Çakı, içine düştüğü bu girdabı sergileme cesaret ve becerisine hayran olmamak mümkün değildir.
O kadar içten ve derdi o kadar bizden ki…
Şairleri sürekli bir yalnızlığa sürgün eden kurulu düzene arkasını dönüp kendi yelinde savrulması güzel şiirler yazmasına sebep olsa da zaman (eğer birçok Türk Kadını’nın düştüğü izdivacı gönüllü esarethane haline getirmez ise) Gönül Çakı’yı dev bir kalem yapacaktır.
Bekir Kale Ahıskalı
Şiir Tahlilleri-1
“Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün bir lahza için
Demirleyemez miyiz?”
Lamartine “Göl” şiirinde aklın sıkıcı ve denetleyiciliğinden kurtularak içten duygulara
Yelken açmıştı. Amacı yaşanmışı alışılmamış sözcüklerle sanat teknesinde karıp yansıtmaktır. İmgelerin insanı insanüstü bir hale getiren gücüyle iki görünüş altında (zamansal-mekansal yabancılık) ortaya çıkarak “yüzyıl hastalığı” ( Mal du Siecle) olarak nitelendirilen yaşama güçlüğünü yenmeye çalışır,
“açılmaz mı kelepçe,
çözülmez mi urganım?
yüreğimi döver oldun,
var git yoluna efganım”
Gönül Çakı bu dizede belki bilerek belki de bilmeyerek Lamartine’in dokunduğu o duvara el sürmektedir. Sevdasını kendisine dert edindiği kesin. Dörtlük olarak güzel örülmüş ve can alıcı bir dörtlük. Burada dikkat edilmesi gereken şey bir şairin okuyucuya oynamadan yazdığı bir dizenin aslında okuyucunun yüreğine ne kadar yakından geçtiğidir. Aslında bu dörtlükte şairin kendisine itiraf edemediği bir şey vardır ki o da ”kelepçenin, urganın etkisiz hale getirdiği bir yürek olarak gösterdiği sevdasının kelepçeye ve urgana gönüllü dolandığı gerçeğidir”
“Yüreğimi döver oldun
Var git yoluna efganım”
…derken istenmeyeni değil istenileni göndermekten başka çarenin kalmadığı bir durumda yarım ağız/tatlı ağız sözcüklerinin seçilmesidir.
“mahzenlere yoldaş oldu,
fikrim ve ızdırabım.
kaldık şimdi bir ben,
bir de dilsiz yalnızlığım. “
ve göğsümü kemiren,
o soğuk duvarlarım.
kurşun içen geceme,
bakar bakar ağlarım. “
Sekiz dizelik bu iki dörtlüğün ilk üçünde Necip Fazıl Kısakürek’in seçtiği sözcüklere ve sorgulamaya benzer sözcüklerin örgüsüne rastlamaktayız. Bana göre son yüzyılın en dertli, davalı, dava adamı ve kendisiyle kavgalı olan yegane şairi Necip Fazıl bir ekoldür ki Çakı kendisiyle yüreğiyle belki de genç yaşına rağmen beklentileri ile yaşadıklarının farklılığından kaynaklanabileceğini düşündüğüm bir sebepten dolayı bu yola girmiş bulunmakta. Çekilen çileler ve yaşantılar yalnızca şairin kendisini değil kalemini de olgunlaştırmaya başladığını düşünüyorum. Necip Fazıl’ın “Kaldırım Yalnızlığı” ile Çakı’nın “Dilsiz Yalnızlığı” aynı sokağın iki benzer sakini gibi duruyorlar. Yine okuduğum bu iki dörtlüğün üç ayrı dizesinde Fethullah Gülen’in “Kırık Mızrap” ın da yer alan birkaç dizeyle paralellikler görülmektedir. Bunu yazmaktaki maksadım şairler herkesi okumayabilirler (ben okumalarını öneriyorum) ama benzer dizeler farklı düşünce yapılarında olan şairlerin kalemlerinden çıkabileceğini hatırlatmaktır.
“hücrem kafesten ayrı,
parsellenmiş d/ağlarım.
kafesim hücreden gayrı,
örselenmiş b/ağlarım. “
Bu dörtlük bir yenilginin, kaybedilenlerin, üzerinde hakimiyetini kaybettiğimiz şeylerin üzerine söylendiğini düşünüyorum ki bu “Kırlangıç” olmasa da olurdu dediğim tek dörtlüktür. Dizeleri
“hücrem kafesten ayrı,
kafesim hücreden gayrı,
parsellenmiş d/ağlarım
örselenmiş b/ağlarım. “
haline getirdiğimizde aynı/yakın manalı sözcüklerin kullanıldığını görmekteyiz. Şimdi gerekli gördüğü bu dörtlüğü “Kırlangıç” şiirini yıllar sonra yeniden okuduğunda gereksiz göreceğini ve şiirinden çıkaracağını düşünüyorum
vay benim fikir çilem!
muştusuz zindanım;
kapım paslı kilidi,
kıramaz mı kanadım?
Zorluğu kanatlarla yenmeye çalışmak. O yükü kanatlara yüklemek yine şairlerin alışılagelmiş bir söylemidir.
Necip Fazıl’ın “Sakarya Türküsü” nde rastladığımız
Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
Yükün ağırlığını kanaryanın cılız kanatlarıyla anlatmanın bir başka şeklidir.
“Kapım paslı kilidi”
kısmında ifade eksikliği var gibi duruyor…
pran/gamı çöz de git!
dilsiz değil isyanım.
sürgü çekildi s/özüme,
sürgün düştü kanadım.
“Kırlangıç” şiirinin en zengin bölümünü bu dörtlük oluşturuyor. Şiirin başka kısımlarından bir dizeyle çatışan bir nokta daha var. Sanırım bu şairin kendi iç derinliğinden kaynaklanıyor ki
dilsiz değil isyanım.
(bir de dilsiz yalnızlığım. “)
Dilli isyan, dilsiz yalnızlık kısmıdır. Şairi adeta konuşamadıklarım var der gibi…
kırlangıca y/el değmez,
zincire dolana infazım.
içim taş/tı dışıma,
duyulmaz mı fery/adım.
Şiirde kullanılan (/) lar gereklimiydi…
Kesinlikle gerekli ve şiiri şiir yapan en yerinde ayraçlar olarak göze batmaktadır.
Gönül Çakı iyi bir kalem ve her geçen gün daha iyi olacaktır.
Zamanla birlikte kendinide aşmaya çalışan Çakı, içine düştüğü bu girdabı sergileme cesaret ve becerisine hayran olmamak mümkün değildir.
O kadar içten ve derdi o kadar bizden ki…
Şairleri sürekli bir yalnızlığa sürgün eden kurulu düzene arkasını dönüp kendi yelinde savrulması güzel şiirler yazmasına sebep olsa da zaman (eğer birçok Türk Kadını’nın düştüğü izdivacı gönüllü esarethane haline getirmez ise) Gönül Çakı’yı dev bir kalem yapacaktır.
Bekir Kale Ahıskalı
Şiir Tahlilleri-1
25 Şubat 2011
Doğan, Ziya’nın “Ne Önemi Var” şiiri üzerine
Doğan, Ziya’nın “Ne Önemi Var” isimli şiiri üzerine
Sevgili Ziya Doğan’ın değerlerimizin yok oluşunu anlatan, sitemkar bir o kadar da nasihatvari şiirinden haz aldığımı beyan etmeliyim. Değerlerimize karşı hassasiyeti olan şairler oldum olası bu milletin istikbalini düşünen şairler olmuşlardır. Her milleti ayakta tutan farklı değerler vardır. Bir Japon’u din ile ayakta tutamazsınız, bir Amerika’lıyı da dinsizlikle ayakta tutamazsınız. Milletleri incelediğimizde bazı hassasiyetleri vardır. Bir İsrail vatandaşının ateist olma hakkı yoktur. Ayakta kalmak istiyorsa kendi inanç ve değer sisteminin içindeki yerini almak zorundadır. Her millete böyle bir açıdan bakmak gerektiğini düşünüyorum. Zaman içerisinde türetilen sistemler ya bir başka sistemin benzerleridir ya da o sistemin eksiklerinin çokluğundan sebep karşıt düşünceyle oluşan sistemlerdir. Burada anlatmak istediğim Doğan’ın kendi değer taşlarımızın kaybını ne kadar güzel işlediğidir.
Ne Önemi var? Şiirini gelecek olursak; şiirin sonunda yer alan
“Şiirde; Edebiyatımızda şimdiye kadar kullanılmadığını düşündüğüm döner kafiye kullanılmıştır.” İfadesinin kendi içerisinde sakladığı anlatımın haklı olduğunu düşünüyorum. Sevgili Ziya Doğan’ın kullanılmadığını düşünüyorum demesi yerinde bir ifadedir. Kesinlik ifade etmez ama şunu belirtmeliyim ki, şairin “döner kafiye” dediği ve bir dörtlüğün başında ve sonunda yahut ortasında ve sonunda kafiye kullanma metodu yeni bir metot değildir. Türk aşıklık geleneğinde var olan ve yok denecek kadar az kullanılan bir kafiye şeklidir. Aşıklık geleneğimizi ayakta tutmaya çalışan Sevgili Fevzi Halıcı’nın Konya Aşıklar Şöleni geleneğine katılan aşıkların şiirlerini derlediği “Güldeste” sinde buna benzer (tam olmasa da) kafiye çalışmaları göreceksinizdir. Yine Aşık Sabit Müdami’nin Dr Bekir Sami Özsoy ve Halil İbrahim Ataman hazırladığı” Hayatı, Edebi Şahsiyeti ve Eserlerinden Seçmeler” isimli eserinde bu tür kafiye çalışmaları okuduğumu hatırlıyorum. Okuduğum her iki kitapta da bu kafiye çalışma şeklinin bu kadar iyi çalışılmadığını hatırlıyorum. Bu tarzın en iyilerinden birisinin de yine 1973-1956 yılları arasında yaşamış olan Yusuf Kökten (Aşık Zülali) olabileceğini düşünüyorum. Hazıfam beni yanıltmıyorsa eğer aynı zamanda bir öğretmen olan Yusuf Kökten’in
“Dalmışam gam deryasına/ummanda yüzen menem
Kalmışam yar hülyasına/ devredip gezen menem”
böyle bir dizesi olacaktı ama Doğan’ın çalışması kadar derin manalar ve uzun bir çalışma değildi diye hatırlıyorum.
İnsanlığı çalıp da gel / kimde biraz kaldı ise
Özgürlüğü salıp de gel / börtü böcek buldu ise
Sevdiğini alıp da gel / için ateş doldu ise
Ruhu çıkarmışsan tenden / bedenin ne önemi var
Bir dakika düşünmeden / al başını duvara vur
Sevgili Ziya Doğan’ın dizeleri mana itibariyle o kadar dolu ki, yeniden okumanız gerekiyor. Bu manada dört dörtlük bir örgü var. İlk dörtlüğün son satırının ikinci kafiye uyumu son kısım olarak doğru olsa da diğer dörtlüklerin son satırlarında yer alan uyumuz bozan bir yer mevcut olan
al başını duvara vur (bölümün diğer dörtlük sonlarıyla uyum sağlaması adına aşağıdaki gibi kullanılması gerektiğini düşünüyorum.)
“başını al duvara vur”
“insanı al duvara vur”
“cananı al duvara vur”
yine “insanı al duvara vur” ifadesi iki ayrı dörtlükte kullanılmış. Şiirde fazlalık gibi durmuyor olsa da farklı bir ifade kullanılabilirdi. Yine aynı dörtlükte yer alan” Özgürlüğü salıp de gel” ifadesinin “ salıp ta gel” şeklinde olabilecekken bilinçli olarak “de gel “ (hadi gel) kullanılıp kullanılmadığını bilmiyorum. Eğer şiirde dilimizin kelime geçiş şekilleri tam (b harfi ile biten sözcüklerden sonra gelen de/da ekleri olduğu gibi yazılırken p harfi ile biten sözcüklerden sonra gelen de/da ekleri te/ ta şekline bürünür) kullanılsaydı bu kısım daha iyi anlaşılacaktı.
Mutluluğu bulup da gel / cananlarda kaldı ise
Sevinçleri silip de gel / düğünlere daldı ise
Sinirleri salıp da gel / barajında doldu ise
Dostu sarıp korumayan / cisminin ne önemi var
Geçmişini aramayan / insanı al duvara vur
Gözlerini atıp da gel / çiçeklerde kaldı ise
Yüreğini satıp da gel / sokaklarda soldu ise
Ellerini itip de gel / haramlara daldı ise
Güzelliğe bulaşmayan / teninin ne önemi var
Eşi dostu dolaşmayan / insanı al duvara vur
Cennetine akıp da gel / yetimleri sardın ise
Geçmişini yakıp da gel / yarenleri kırdın ise
Cehennemden çıkıp da gel / hayırları verdin ise
Güzel sözler söylemeyen / dilinin ne önemi var
Her dakika özlemeyen / cananı al duvara vur
Bu üç dörtlüğe diyecek pek fazla sözüm yok. Birinci dörtlükte olan geçiş eksikliği haricinde manalar yüklü bulutlar gibi. Manevi değerlerimiz o kadar güzel serpiştirilmiş ve pay edilmiş ki, her kurak gönlün nasipleneceği dolulukta nem taşıyor. En son satırda yer alan ve cananı özlememekle itham eden şairimiz keşke “her dakika özlenmeyen” şeklinde yazmış olsaydı diyorum. “Canan” sevilen dir. Edebiyatımızda “can” ın karşısına konulması itibariyle sevgi eylemini karşılıklı yapmak zorunda misyonu yüklense de aslında “canan” sevilen ama sevmek zorunda olmayan konumundadır.
Bu şiirde genel olarak kafiyeyi sorgulamaya çalıştım. Bu tür kafiye çalışmalarının köklerine inmeye çalıştım. Şiirin bir tasavvufi boyutu vardır ki derya gibi daldıkça ıslanacağın, derinleştikçe zemininde elmaslar bulabileceğin şekilde. Şiir diye yazılan ve baş kaldırış gibi gösterilen ve bana göre edebiyat dünyasının o anlık havai fişeği gibi aydınlatanı olan ancak bir güneş bir ay olmayan şiirlerine taş çıkartıyor. Bu şiiri türünün en iyi örneklerinden ve bana göre türünün en iyi çalışması Ziya Doğan’ın ellerine yüreğine sağlık ve o engin değerler birikimine saygıyla duyuyorum.
Biliyorum ki Ziya Doğan’da her şey ”insanımızı sevmekle başlıyor”
Bekir Kale Ahıskalı
Şiir Tahlilleri-6
Adam Gibi Ol H. Osman Saraç'ın Allah'tan Büyük Olsun isimli eseri hakkında
Hicvederim dünyayı, sağı solu ayırmam
Millete zarar veren, babam olsa kayırmam
Yukarıda yazdığım iki dize sevgili şair dostum kardeşim H. Osman Saraç’a ait.
H.Osman Saraç’la zamanımız elverdiği ölçüde buluşur sohbetler ederiz. Son görüşmemizden bu yana yaklaşık altı ay geçti. Dostluklar yürekten, samimice olunca insan bir başka özlüyor sohbetleri.
H. Osman Saraç hayatın süzgecinden defalarca geçmiş, elenmiş ve tam kıvamını bulmuş, dergicilikten gazeteciliğe ve şimdi de yayıncılığa soyunan sistemin elverdiği ölçüde başarılı olan bir değer. Hayatta tek yenilmediği alan varsa o da şiiri. Bazen talihsiz, bazen benim gibi fazlaca iyi niyetli olmanın ağır faturalarını ödeyen bu aziz dostumla uzunca sohbetimizden sonra anladım ki biz ikimizin daha ödeyeceğimiz epeyce faturalar var.
H. Osman Saraç’ta ikinci kitabını çıkarmış olmanın heyecanıyla birlikte ağırlığı da sinmiş üstüne. O tam bir hiciv ustasıdır. Alkolikliği eksik Neyzen’e benzerliği çok. Bir de Neyzen’de olmayan çalışma şevki bunda zirvelerde. Adam bıkmak bilmiyor. Yenilmeye niyetsiz boksör gibi aldığı ve kendini yere seren her darbeden sonra daha bir güçlü kalkıyor ayağa. Onun ve benim yayın organlarımızın sorunlarından bahsederken bir başka şair dostumuz Nurullah Dursun içeriye girdi. Ona da kirli sakal pek yakışmış ama kendisini hiç bu kadar dalgın ve somurtkan görmemiştim. Belli ki onunda omuzlarındaki baskılar artmış. H.Osman Saraç son kitabını imzalarken bir yandan da atmaya niyetli olduğu kültür adımlarından heyecanla bahsediyordu. Tevafuk bu ya bir başka gazeteci dostumuz Ali Çınar aradıktan sonra yanımıza geldi ve beraberce üçümüz yemeğe çıktık. Bu şehirde sürekli olan şeyler olmaya başladı sanırım. Ben bu şehirden uzaklarda insanların hasedini unutmuşken ve biz üç şair, gazeteci dertleşirken Ali Çınar’ın bir başka gazetecinin bizi fotoğraf çektiğini fark etmesiyle gündem, ve konu değişti tabi. Neticede bizler buna alışmış insanlardık. (H. Osman Saraç hariç adam fotoğraf çekildiğini bile fark etmeden musakkasını yemeye devam ediyordu)
Bütün bunlarla birlikte benim aklım çantama koyduğum H.Osman Saraç’ın “Allah’tan büyük olsun isimli şiir kitabındaydı. Birinci kitabı olan “Tam sırasıdır” kitaplığımda en az 10 kere baştan sona okunmuş haliyle ter kaplıyordu da özellikle yaşadıklarını bildiğimden bu kitabı okuyacak olmak bana heyecan veriyordu. Yemekten hemen sonra yeniden görüşmek üzere vedalaşarak ayrıldık. Ben artık istediğim kitabı rahat rahat okuyacaktım.
100 sayfanın üzerinde olan ve her bir şiirini didik didik ederek okuduğum ve her şiirine dair notlar aldığım kitabı istedim ki okuyucularımda bilsinler. H. Osman Saraç kitabının arka kapağında Şairler Yaşar İliksiz, Ömer Ekinci Micingirt, Seyit Kılıç, Hasan Ulusoy ve benim kendisine dair düşüncelerimize yer vermiş. Kitabı baştan sona okuyunca kitabın arka kapağında yazılı olan ve asla yanılmadığımı bildiğim “H.Osman Saraç şiiri sadece yazan değil onu adeta yaşayan bir mücadele insanıdır. Bu sebepledir ki; şiirlerini okuyanların damarlarında dolaşmaya başlar O’nun mücadele ruhu” ifadelerimin ne derece doğru olduğunu bir kere daha gördüm.
H. Osman Saraç kitabının önsözüne “Hep sorun çıkarırım” ifadesini koymuş. Evet bu cümle onu çok iyi anlatıyor. Çünkü kendisi sistemdeki açıklara ve bu açıklardan istifade ederek rant edinenlere hep karşı olmuştur. Kitapta isyanlarını, çaresizliklerini, ters açı bakışlarını göreceksiniz. Bu sebeple kitapta bulunan bazı şiirlerinde bölümler alarak sizinle paylaşma hazzını yaşamak istedim. Aşağıdaki dizelerin hepsi H. Osman Saraç’ın ikinci kitabı “Allah’tan büyük olsun” dan alınmıştır.
ALLAH’TAN BÜYÜK OLSUN
Jandarmadan, polisten, karından korkuyorsun
Para kazanmak derdin! Yarından korkuyorsun
“Allah büyüktür” diyor, her şeyden korkuyorsun
Öyle bir şeyden kork ki;
Allah’tan büyük olsun!
AYNA
Dün gece aynayla sohbete daldım
Senin her tarafın kibirdir dedi
Çıkardım aynayı tam kıracaktır
“Senin de son yerin kabirdir” dedi
BİZİM EL İTLER
Okeye taş çaldı diye ayıplanırken bizim Murat
Bunlar taş ocağı çalar;
İtibar görür!
BU HAFTA DA PAZAR ETTİK
,
Bu hafta da Pazar ettik
Hadi hayırlısı bakalım
Biraz azar azar ettik
Hadi hayırlısı bakalım
DÜNYAYI TAŞIYORUM
Dünyayı taşıyorum
Gittiği yere kadar
Ardımdan kaderimin
İttiği yere kadar
Yaşayan ölecekse
Bir hesap görecekse
Ocaklar sönecekse
Tüttüğü yere kadar
….
GÜLEREK
Ne kahkahalar attım
Anlamasınlar diye kahrolduğumu
Güle güle hapis yattım
HER ŞAİR BİRAZ DELİDİR
Her şair biraz delidir
Biraz da veli
İyi şiir için çok delirmeli
… her şair satılmıştır
Her şair aldatılmıştır
Ağlatılmıştır
…
HIRSIZ NİYE SOYAR SENİ
Hırsız niye soyar seni
Bir düşünsen, fark edersin
Bu eskidir bu da yeni
Bir düşünsen fark edersin
…
Senin yatın katın vardır
Jokey arar atın vardır
Bütün derdin bu kadardır
Bir düşünsen, fark edersin
….
Bir vatan var hepimizin
Bütün mallar niye sizin
Kim veriyor buna izin
Bir düşünsen, fark edersin
….
ADAM GİBİ ÖL
Boğulan için ne fark eder
Okyanus, deniz, göl?
Madem ki ecelin budur,
Adam gibi öl!..
….
İSRAİL İTİNE DUR DEYİN
Ya bırakın şu taşları
Ya köpeğe “dur “deyin
KAÇA KAÇA MÜSLÜMAN
Altınlarla donat evde eşini
Sen sadece düşün kendi işini
Feryat figan eden din kardeşini
Kurtarmaya çalışmadan; Müslüman
Vitrine çıkınca büyük mücahit
Parayı istifler, şimdi mütahit
Zekat bile vermez itin oğlu it
Bir ekmeği bölüşmeden; Müslüman
….
KIRK SENE YAŞADIM SIFIRA GELDİM
…
Namazlarım kaza, orucum kaza
Zekat ve hac zaten farz değil bana
Tek şehadet kaldı elimde, aha!
Kırk sene yaşadım sıfıra geldim
…
KIRKAYAK
Kırkayak, kırkayak
Bir tek başa kırk ayak
Kırk tane ayağın var
Şu gittiğin yola bak!
…
MEHDİ-DECCAL
Allah’a verdik ahdi; bir tükenmez mecaldir
Her Müslüman bir Mehdi, her zalim bir Deccal’dir!
NANKÖR OLMA
Binbeşin beşi senin
Et onun, leşi senin
Zenginin işi senin
Nankör olma kardeşim!
…
Ye rüşveti, yala yut
Yemiyorsan, haram but
Hep ramazan, oruç tut
Nankör olma kardeşim!
…
ÖLÜ YORUM
Bütün tabularını yıktım hayatın
Bütün şifrelerini kırdım
Her şeyi biliyorum!
Üç günlük dünya içim, kıçını yırtanlara
Kıçımla gülüyorum!
SAHTE KAR
Küçükken sahte memeyle kandırılır çocuklar
O yüzden mi insanlar, böylesine sahtekar?
SARHOŞ DOSTLARIM
Böyle iki tekle bitmek var mıydı?
Hay benim dostlarım, sarhoş dostlarım
“Kullanmak” diyemem, satmak var mıydı?
Hay benim dostlarım, sarhoş dostlarım
SOYGUN
Dayanış beynine silahını;
“Kasayı vermezsen kendimi vururum!” diyor
O’na verdiğim değerle
Beni soyuyor!
….
Yolun açık olsun diyorum baki dostum H. Osman Saraç
Bekir Kale Ahıskalı
Mayıs 2010
Millete zarar veren, babam olsa kayırmam
Yukarıda yazdığım iki dize sevgili şair dostum kardeşim H. Osman Saraç’a ait.
H.Osman Saraç’la zamanımız elverdiği ölçüde buluşur sohbetler ederiz. Son görüşmemizden bu yana yaklaşık altı ay geçti. Dostluklar yürekten, samimice olunca insan bir başka özlüyor sohbetleri.
H. Osman Saraç hayatın süzgecinden defalarca geçmiş, elenmiş ve tam kıvamını bulmuş, dergicilikten gazeteciliğe ve şimdi de yayıncılığa soyunan sistemin elverdiği ölçüde başarılı olan bir değer. Hayatta tek yenilmediği alan varsa o da şiiri. Bazen talihsiz, bazen benim gibi fazlaca iyi niyetli olmanın ağır faturalarını ödeyen bu aziz dostumla uzunca sohbetimizden sonra anladım ki biz ikimizin daha ödeyeceğimiz epeyce faturalar var.
H. Osman Saraç’ta ikinci kitabını çıkarmış olmanın heyecanıyla birlikte ağırlığı da sinmiş üstüne. O tam bir hiciv ustasıdır. Alkolikliği eksik Neyzen’e benzerliği çok. Bir de Neyzen’de olmayan çalışma şevki bunda zirvelerde. Adam bıkmak bilmiyor. Yenilmeye niyetsiz boksör gibi aldığı ve kendini yere seren her darbeden sonra daha bir güçlü kalkıyor ayağa. Onun ve benim yayın organlarımızın sorunlarından bahsederken bir başka şair dostumuz Nurullah Dursun içeriye girdi. Ona da kirli sakal pek yakışmış ama kendisini hiç bu kadar dalgın ve somurtkan görmemiştim. Belli ki onunda omuzlarındaki baskılar artmış. H.Osman Saraç son kitabını imzalarken bir yandan da atmaya niyetli olduğu kültür adımlarından heyecanla bahsediyordu. Tevafuk bu ya bir başka gazeteci dostumuz Ali Çınar aradıktan sonra yanımıza geldi ve beraberce üçümüz yemeğe çıktık. Bu şehirde sürekli olan şeyler olmaya başladı sanırım. Ben bu şehirden uzaklarda insanların hasedini unutmuşken ve biz üç şair, gazeteci dertleşirken Ali Çınar’ın bir başka gazetecinin bizi fotoğraf çektiğini fark etmesiyle gündem, ve konu değişti tabi. Neticede bizler buna alışmış insanlardık. (H. Osman Saraç hariç adam fotoğraf çekildiğini bile fark etmeden musakkasını yemeye devam ediyordu)
Bütün bunlarla birlikte benim aklım çantama koyduğum H.Osman Saraç’ın “Allah’tan büyük olsun isimli şiir kitabındaydı. Birinci kitabı olan “Tam sırasıdır” kitaplığımda en az 10 kere baştan sona okunmuş haliyle ter kaplıyordu da özellikle yaşadıklarını bildiğimden bu kitabı okuyacak olmak bana heyecan veriyordu. Yemekten hemen sonra yeniden görüşmek üzere vedalaşarak ayrıldık. Ben artık istediğim kitabı rahat rahat okuyacaktım.
100 sayfanın üzerinde olan ve her bir şiirini didik didik ederek okuduğum ve her şiirine dair notlar aldığım kitabı istedim ki okuyucularımda bilsinler. H. Osman Saraç kitabının arka kapağında Şairler Yaşar İliksiz, Ömer Ekinci Micingirt, Seyit Kılıç, Hasan Ulusoy ve benim kendisine dair düşüncelerimize yer vermiş. Kitabı baştan sona okuyunca kitabın arka kapağında yazılı olan ve asla yanılmadığımı bildiğim “H.Osman Saraç şiiri sadece yazan değil onu adeta yaşayan bir mücadele insanıdır. Bu sebepledir ki; şiirlerini okuyanların damarlarında dolaşmaya başlar O’nun mücadele ruhu” ifadelerimin ne derece doğru olduğunu bir kere daha gördüm.
H. Osman Saraç kitabının önsözüne “Hep sorun çıkarırım” ifadesini koymuş. Evet bu cümle onu çok iyi anlatıyor. Çünkü kendisi sistemdeki açıklara ve bu açıklardan istifade ederek rant edinenlere hep karşı olmuştur. Kitapta isyanlarını, çaresizliklerini, ters açı bakışlarını göreceksiniz. Bu sebeple kitapta bulunan bazı şiirlerinde bölümler alarak sizinle paylaşma hazzını yaşamak istedim. Aşağıdaki dizelerin hepsi H. Osman Saraç’ın ikinci kitabı “Allah’tan büyük olsun” dan alınmıştır.
ALLAH’TAN BÜYÜK OLSUN
Jandarmadan, polisten, karından korkuyorsun
Para kazanmak derdin! Yarından korkuyorsun
“Allah büyüktür” diyor, her şeyden korkuyorsun
Öyle bir şeyden kork ki;
Allah’tan büyük olsun!
AYNA
Dün gece aynayla sohbete daldım
Senin her tarafın kibirdir dedi
Çıkardım aynayı tam kıracaktır
“Senin de son yerin kabirdir” dedi
BİZİM EL İTLER
Okeye taş çaldı diye ayıplanırken bizim Murat
Bunlar taş ocağı çalar;
İtibar görür!
BU HAFTA DA PAZAR ETTİK
,
Bu hafta da Pazar ettik
Hadi hayırlısı bakalım
Biraz azar azar ettik
Hadi hayırlısı bakalım
DÜNYAYI TAŞIYORUM
Dünyayı taşıyorum
Gittiği yere kadar
Ardımdan kaderimin
İttiği yere kadar
Yaşayan ölecekse
Bir hesap görecekse
Ocaklar sönecekse
Tüttüğü yere kadar
….
GÜLEREK
Ne kahkahalar attım
Anlamasınlar diye kahrolduğumu
Güle güle hapis yattım
HER ŞAİR BİRAZ DELİDİR
Her şair biraz delidir
Biraz da veli
İyi şiir için çok delirmeli
… her şair satılmıştır
Her şair aldatılmıştır
Ağlatılmıştır
…
HIRSIZ NİYE SOYAR SENİ
Hırsız niye soyar seni
Bir düşünsen, fark edersin
Bu eskidir bu da yeni
Bir düşünsen fark edersin
…
Senin yatın katın vardır
Jokey arar atın vardır
Bütün derdin bu kadardır
Bir düşünsen, fark edersin
….
Bir vatan var hepimizin
Bütün mallar niye sizin
Kim veriyor buna izin
Bir düşünsen, fark edersin
….
ADAM GİBİ ÖL
Boğulan için ne fark eder
Okyanus, deniz, göl?
Madem ki ecelin budur,
Adam gibi öl!..
….
İSRAİL İTİNE DUR DEYİN
Ya bırakın şu taşları
Ya köpeğe “dur “deyin
KAÇA KAÇA MÜSLÜMAN
Altınlarla donat evde eşini
Sen sadece düşün kendi işini
Feryat figan eden din kardeşini
Kurtarmaya çalışmadan; Müslüman
Vitrine çıkınca büyük mücahit
Parayı istifler, şimdi mütahit
Zekat bile vermez itin oğlu it
Bir ekmeği bölüşmeden; Müslüman
….
KIRK SENE YAŞADIM SIFIRA GELDİM
…
Namazlarım kaza, orucum kaza
Zekat ve hac zaten farz değil bana
Tek şehadet kaldı elimde, aha!
Kırk sene yaşadım sıfıra geldim
…
KIRKAYAK
Kırkayak, kırkayak
Bir tek başa kırk ayak
Kırk tane ayağın var
Şu gittiğin yola bak!
…
MEHDİ-DECCAL
Allah’a verdik ahdi; bir tükenmez mecaldir
Her Müslüman bir Mehdi, her zalim bir Deccal’dir!
NANKÖR OLMA
Binbeşin beşi senin
Et onun, leşi senin
Zenginin işi senin
Nankör olma kardeşim!
…
Ye rüşveti, yala yut
Yemiyorsan, haram but
Hep ramazan, oruç tut
Nankör olma kardeşim!
…
ÖLÜ YORUM
Bütün tabularını yıktım hayatın
Bütün şifrelerini kırdım
Her şeyi biliyorum!
Üç günlük dünya içim, kıçını yırtanlara
Kıçımla gülüyorum!
SAHTE KAR
Küçükken sahte memeyle kandırılır çocuklar
O yüzden mi insanlar, böylesine sahtekar?
SARHOŞ DOSTLARIM
Böyle iki tekle bitmek var mıydı?
Hay benim dostlarım, sarhoş dostlarım
“Kullanmak” diyemem, satmak var mıydı?
Hay benim dostlarım, sarhoş dostlarım
SOYGUN
Dayanış beynine silahını;
“Kasayı vermezsen kendimi vururum!” diyor
O’na verdiğim değerle
Beni soyuyor!
….
Yolun açık olsun diyorum baki dostum H. Osman Saraç
Bekir Kale Ahıskalı
Mayıs 2010
27 Aralık 2010
Kapalı gül goncası gibiydi tebessümleri
Ben onu tanıdığımda on yılı kayıptı
Oysa ben kayıp ömrümü arıyordum
Gölgemize sığınan bedenlerimize baktım
Sürekli bir akşam hüznü vardı içimizde
Biliyordum karşılıksız sevdikçe ikimiz
Sonumuz kötü olacaktı ,
Ölümü uzatacaklardı
Sevgiliye sakladığımız yataklarımızın diğer yarısına
Kapalı gül goncası gibiydi tebessümleri
Dudakları karanfil gibi kokuyordu
Ve ağzı ağzımın içindeydi
Dudaklarından dudaklarıma nikotin serpmişti
Hala onun sarhoşuydum belki de
Yeni boy vermiş yonca gibiydi
Uzadıkça güzelleşiyordu bakışları
Ve yoncalar en uzun olduklarında kesiliyorlardı
Bu sebepten di ona kesilişim
Onsuzluktan ıslanan gözlerimi kurutmak için
Rüzgara çıkarıyordum kendimi
Nasıl ki bir ağacın yaprakları birbirine dokunur
Tenlerimiz birbirine öyle değiyordu
Hasırdan örülü yalnızlıktı ayrılık
Bir atmacayı büyütür gibi büyütüyorduk
Geceyi uğurlamaya gelen aydınlığa baktım
Sesinin duruluğundan utanıyordu
Islanma dediği
Sesinden ıslanıyordum
Nerede olursam olayım
Sesi hep beni bulsun istiyordum
Dünümü
Bugünü güzel kılan varlığıydı
Yaşadığımız hayattı
Ölümü yaşanmamıştık ki bilelim
Ben görmüyordum ya
Sanıyordum ki
Elleri…
Gözleri…
Dudakları…
Bir yerlerden bir şiire giriyorlar
Çocuktuk daha
Çokta zengindik
Büyüdükçe tükendi hayal sermayemiz
Olgunluk bedenlerimize bir ur gibi sessizce yerleşiyordu
İnsanlar uyurlarken ben onu dolaşmaya çıkardım
İstemediğimiz bir yaşama parmak bastırılmış
Gemsiz ve eğersiz bir ata bindirilmiştik
Düşe…bine…
Yatağa gire çıka büyütmüştü hayat bizi
Nasıl ki yapraklar öteki yüzünü bilmez
Bu yüzden sırtını dönemez rüzgara
İstemediğimiz yaşama sırtımızı dönememiştik bir türlü
Ama biz yürekten seviyorduk
Yürekten sevmeyeni isteyerek öpmezdik ki
Bu sebeple patladı gözlerimize sakladığımız sevgi
Ey hayat
Sevgilinin sesini emdirdiğin yeter
Bize dudaklarımızı göster artık
Bekir Kale Ahıskalı
2008
Sinhare 48
26 Kasım 2010
Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
Bugün Eylül. Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
Sebebini bilmediğim bir yakınlıktasın artık. Büyüsen sen ve senli değerlere dönüşen yüreğim. Sana aşkı öğretecek değilim. İsterse eğer bir gönül, ne yarılıklar durdurabilir onu ne maniler. Mevsimin inadına gönlüme hazanı sürmeyeceğim. Sararmaya başlayan tenlerimiz, beyazlaşmaya başlayan saçlarımızın aksine ömrümüzü yeşerteceğiz. Umutsuz olmayacağım artık ve beni uzaklarda ilikli tutan ne varsa kırıp söküp atacağım. Bunu da yapacak kudreti içimde çakan kıvılcımlardan alacağım.
Sen bilmeyeceksin ben; şehrine geleceğim. Soluduğun havayı soluyacağım. Bastığın topraklara bir kez daha basacağım. Geçtiğin caddelere uğrayacağım, gözlerinin dokunduğu soğuk tepeleri seyredeceğim. Sen geldiğimi bilmeyeceksin. Ellerimde çiçekler olmayacak ama yüreğimde allı, aklı güller yetiştireceğim. Sıcaklığımız mevsimle tanımlanamayacak kadar yeni olacak. Zirvelerimizde kar gülleri varken dallarımızda nar kızıllığında güllerimiz olacak. Susmalarımız konuşmalarımızdan daha çok şey anlatacaklar.
Bakışların Lebibe. İçimdeki kısrağı kırbaç yemişçesine dörtnala koşturuyor. İçimdeki tüm kuşkonmaz tepelerim kuşlarca istila ediliyor. Şeffaflaşıyor tenim günışığı kanıma kadar sokuluyor. Ellerin kuraklaşan tenime nazaran Bedir Kuyuları gibi serinleşiyor birden. Yankısına sığınıyor sesim. Kör iliklerim parmaklarım dokunmadan çözülüyor. Kendi bakışlarımı damgalıyorum birden. Tescilleniyor baş eğişim.
Hasat mevsiminin en bereketli başağıdır saçların. Teninde ne yetiştiriyorsun böyle. Kondar kokuları geliyor burnuma Lebibe. Beni vasati bir yaşamın kıyılarından sürükleyen sesinde can buluyorum. Payimal edilen benliğimden bir ben doğurmama sebep sensin.(T)en'siz seviyorum seni.
Lebibe sanki beni yakından sevmeyi bırakıp uzaklardan sevmeye gitmişsin. Ben gidişinde ayaklarından kalkan tozları toplamış, bıraktığın izlere yüz sürmüşüm sanki.
Ayak izlerinin izi dudaklarıma çıkmış. Seni sevdiğimi ordan bilmişler. 01.10.10
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 130
Mevsim hazanı çalıyor yine de senin adın umut olsun.
Kendime; sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim
Sesini duymak güzeldi. İçim ürperdi ve tüylerim diken diken oldu. Uzun bir aradan sonra bu duyguyu yaşamak kendimle yüzleşmemi sağladı. Bu kadar aradan sonra sana kötü bir haber vermekte hoş değildi. Ama bunu yapmalıydım. Kendimle günlerce, aylarca mücadele ettim. Kendimi toparlarım diyordum ki aslında daha da dağıtmışım. Bu süreçte yaklaşık on-onbir kilo zayıflamışım. Bunda hastanede kalmamın, zor günler yaşamamın katkısı olmakla beraber seninde bulunduğun katkı azımsanamaz.
Sesin beni kendime getirdi. Kalbime öylesine işledi ki bana Goethe'nin "Kalplere hitap edecek şeyin kalpten gelmesi gerekir." sözünü hatırlattı. Yine Goethe'nin deyimiyle "Kalp neyle doluysa, dudaklardan dökülür gider."Taziyede bulunuşun çok içtendi. Kalbinden bir yerlerden koptuğu sesinin tonundan anlaşılıyordu. İyi ki varsın ve iyi ki oradasın.
Şundan emin olmanı istiyorum; artık daha sık, daha yakın görüşeceğiz. Gerekirse bize uymayan şeyleri değiştireceğiz. Kendimi, gönlümü dizginlemekten artık vazgeçiyorum. Kendime sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim.
Yazdıklarımı en iyi anlayacak olan çağdaşlarımdır. Sen ise hem çağdaşım hem gönlümün mukimisin. Beni en iyi sen anlayacaksın. Kim bilir beni nasıl sorgulayacak, nasıl terleteceksin.
Sana taklitçilikle değil ayrı bir orjinallikle geldim. Kopya ve devşirme sevgi sözcükleri olmadan, yalnız bana ait olanla hitap edeceğim. 03.08.10
Bekir Kale Ahıskalı
Lebibeye Mektuplar 127
Kendime sırası mı, zamanı mı gibi soruları sormaktan vazgeçtim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
